Where the Wild Things Are
Düd’ün bloguna, fırsattan istifade ben de bir eklenti yapayım dedim. Aslında aklımda plan kurmamıştım bunun için ama işte bazen yaşadığınız bir tecrübe sonrası bazı duyguları paylaşma isteği duyuyorsunuz, bunu da bu ortamda yapmak doğru geldi, ne de olsa sinema ağırlıklı bir platform burası. Adım Talat Gökdemir, şu anda Kıbrıs’da olsam da yakında yine Londra’da olacağım. Kingston University’de Film Making master’ını tamamladıktan sonra aynı ortamda kalmaya devam etmeyi planlıyorum şimdilik. Zaten sinema ve film dışında kafam pek birşeye ermiyor, o yüzden sanıyorum en mantıklısı bu. Ara sıra bu blogdan fikirlerimi, duygularımı paylaşabilirim, tabii eğer Düd Bey izin verirse. (Yaşım da 23, mayıs ayında 24 olacağım. Single olan kız varsa burdan iletişim kurabilir, bekleriz hehe) (çok komik adam ya -Düd).
Vahşi şeylerin olduğu yerde.. Bazıları için o vahşi şeyler sadece filmde görünen o büyük suratlı, dev kafalı yaratıklar olacak.. Bazılar içinse yaş ilerledikçe kaybettiğimiz, her doğum gününde pastamızın üzerindeki mumları söndürdükçe uçup giden masum ve biliçsiz duygular olacak.. Büyümek.
Max’i ilk gördüğümüzde tek başına oynuyor, fiziksel temas kurduğu tek canlı da köpeği.. Beraber uluyorlar delicesine.. Kendisine kardan bir yuva yapıyor, herkesten uzak, Antartika’daki yerlilerin eskimo evlerinin (igloo) benzerini inşa ediyor.. O da aslında ailesinden uzak zaten. Annesi ya iş başında, ya da yeni erkek arkadaşıyla. Kız kardeşi telefonda ya da erkek arkadaşlarıyla. Babası ortalıkta yok, varlığından bile söz edilmiyor. Film tamamen bu durumu kabullenip, bu aile yapısı içerisinde mücadele etme ve kendini bulma üzerine. Bir süre sonra beliren ‘diğer dünya’, tamamen Max’in hayal ürünü; hayatındaki çağ atlama sürecinin en önemli ve son parçası. Bu ‘dünyada’ insanlar yok, yaratıklar var, yani ‘vahşi şeyler’. Her biri Max’den, Max’in ailesinden birer parça, birer duygu.
-Vahşi spoiler-
Filmin en ilginç yönü de burda kendini gösteriyor. Bu alternatif parçaların dağılımı.. Örneğin Max bir süre sonra gerçek hayattaki annesi rolüne bürünüyor. Carol zaten Max’in kendisi. KW ise kızkardeşini. Diğer yaratıklar Ira, Douglas, Judith ise Max’in içindeki duyguları ve düşüncelerin fiziksel halleri. Muhalif, sorgulayan, dışlanan, sessiz, ilgi isteyen yönleriyle, filmin açılışında ilk onbeş dakikada Max’in sergilediği bütün davranışları birer birer ayrı karakterlere büründürtmeyi başarmışlar.
-Spoiler biter-
Hepimiz çocukluğumuzu özleriz, ‘yine çocuk olsam’ diye başlayan düşüncelerle, geçmişe gider, uzun uzun düşünürüz. Yaş ilerledikçe, hatırlayabildiğimiz şeyler azalır, kendimizi hep o aynı birkaç şeyi düşünürken buluruz. Yetişkin ve belli bir yaşın üzerindeki insanlar için sanırım bu filmde bulacakları en yegane durum bu olacaktır. Şahsen, filmi ve Max’in yaptığı saçma ve delidolu hareketleri izlerken, benim da vakt-i zamanında çocukken içerisinde bulunduğum oyunları, konuşmaları, anıları hatırlamaya başladım. Tamamen su altında kalmış inşaatlar içerisinde hep beraber gezdiğimiz, kaleler inşa ettiğimiz, sağa sola koşturup birbirimizin üzerine sebepsizce atladığımız o günler belirdi gözlerimin önümde. Gülümsedim, duygulandım.. Bazen da aklım ermedi yaptıklarına Max ve ‘arkadaşlarının’. İşte o zaman çocukluk yıllarını geride bırakalı ne kadar olmuş, ne kadar zaman geçmiş farkına vardım.
-Bu da Vahşi Spoiler-
Neyse, tartışmalar başlıyor bir süre sonra Max’in dünyasında. Uydurulmuş kral yalanı , hayatının ilerleyişini kontrol altına almak için varedilmiş bir kılıf aslında. Aynı kalabilirim, bu şekilde engelleyebilirim diye düşünmüş Max. Ama kurallar çoktan yazılmış aslında. Max de bunun farkına geç de olsa varıyor. Ve veda ediyor, ne yapması gerektiğinin bilinciyle..
Max, bu kaçınılmaz sürecin başlangıcında, belki de ilk adımını atmış, kendi dünyasına geri dönerken, geride bıraktıklarına bakıyor, ‘onu’ arıyor.. Sonra birden tepenin üstünde beliriyor. Ama yanına varmadan o uzaklaşmaya başlıyor. Bakışıyorlar bir süre. Biri gözü yaşlı, diğeri ise yüzünde bir tebessüm. Ulumaya başlıyorlar yine.
-Bu da onun sonu-
Masumiyet yerini sorumluluğa bırakmış..













Max, bu kaçınılmaz sürecin başlangıcında, belki de ilk adımını atmış, kendi dünyasına geri dönerken, geride bıraktıklarına bakıyor, ‘onu’ arıyor.. Sonra birden tepenin üstünde beliriyor. Ama yanına varmadan o uzaklaşmaya başlıyor. Bakışıyorlar bir süre. Biri gözü yaşlı, diğeri ise yüzünde bir tebessüm. Ulumaya başlıyorlar yine.
Çok iyi sahneydi be.. Hele burada da koyduğun en sondaki bakış..
Yalnız farkettim ki bu filmin kitabı sadece bizim evde meşhurmuş, Türkçe’ye çevrilmedi henüz sanırım o nedenle çevremde önceden bilen kimseyi bulamadım.. Ben çok okurdum o nedenle ilginç geldi bana.
Yorum Yapın!