Bilgi Paylaşımı

Bildiğim kadarının anlatabildiğim kadarı bu bölümde. Genel ve Sinema 101 olarak ikiye ayrılmış durumda.

Blog

Konu dışında kalan, normal blog yazıları, güncellemeler, duyurular vs. vs..

Film Yorumları

İzlediğim filmlerle ilgili saçma sapan yorumlar. Bence çok ciddiye almasanız da olur.

Görsel Sanatlar

Görsel sanatlarla ilgili her türlü yazı burada. Diğer Yazılar, Sinema Yazıları ve Film Yorumları olarak üçe ayrılmakta.

İçten Gelen

Hikâyeler, olaylar vs.ler

Ana Sayfa » Film Yorumları, Görsel Sanatlar

Ada: Zombilerin Düğünü

Yazan Düd, Pazar, 31 Ocak 20101 Yorum

Bir film Türkiye’de herhangi bir şeyin “ilki” olmakla övünüyorsa, bu durum, filmin kötü olacağının garantisi gibi bir şeydir (Ada için demiyorum, belirteyim de). Örnekleri çok. Tam tersi bir örnek için Vavien‘i düşünelim. Neredeyse reklamı dahi yapılmayan, benim de öylesine gittiğim bu film, Türkiye’deki ilk Neo-Noir (Modern kara film mi diyelim ne diyelim?) komedi filmi sayılabilir (mutlak gözümden kaçmış birkaç deneme vardır). Ama dediğim gibi, bırakın ilk olmakla övünmeyi, reklamını dahi yapmadılar. Sonuç? Muhteşem bir film.

Şimdi klasik tepki mesajıma sardırmaya başladım, hemen önlem alalım, konumuza dönelim. Ada: Zombilerin Düğünü! Ne yazık ki Ada, Türkiye’nin İlk zombi filmi. İki nedenle ne yazık ki;

  1. Zombi alt kültürüne ait filmler, özellikle 70lerde siyasi metinler de barındırarak muhteşem birer toplum eleştirisi olma görevlerini başarıyla yerine getirerek, siyasi sinema ile ana akım sinemayı bugüne taşımayı başaran ender yapımlardı. O nedenle hâlen daha saygı görürler ve baş yapıt adledilirler. Ne yazık ki Türkiye bu dönemi tamamen ıskaladı.
  2. İlk olmak, bir filme daha fazla küfür yemekten başka hiçbir şey getirmiyor. O nedenle böyle bir şeyin öne çıkarılması, hele de bunun 2 sinema yazarı tarafından yapılması, inanılmaz rahatsızlık verici bir olay.

Peki film ne âlemde?

Film için en fazla vasat diyebilirim. Ancak yine de filme destek olmak için bu yazıyı yazıyorum. Yazmasam kendimle çelişirim. Tür sinemasına destek kardeşim. Ha tabii bu bağlamda Yahşi Batı ve Ejder Kapanı için de yazmam gerekirdi. Yahşi Batı’yı filmin kendisini gereksiz bulduğumdan (ki Cem Yılmaz’ı çok severim, o ayrı), Ejder Kapanı’nı ise felaket bir film olduğundan ötürü yazmadım. Tamam, tür sinemasına destek ama Ejder Kapanı nedir kardeşim? Neyse (Dayanamayıp yazdım :( Ejder Kapanı yorumu).

Filme gelelim. Ada’nın zombi içeren tüm sahneleri kötü. Bir zombi filmi için bu pek iyi bir şey değil sanırım. Evet değil gibi. Zamanında bir proje için bu filmin de makyaj çalışmalarını yapan Dükkan-Ül Hayal‘de çok kısa bir süreliğine çalışmıştım. İşlerini çok çok iyi ve kaliteli yaptıklarını bizzat tecrübe etmiş birisiyim. Ancak filmde 2 tane zombi makyajı görebiliyorsak iyi, onlardan bir şey anlayabilsek yine bir şey demeyeceğim. Göremedik yani o güzelim makyaj çalışmalarını (Dükkan’ın kendi sitesinden görebilirsiniz en azından).

Bu da bizi görüntü yönetimi konusuna getiriyor. Şimdi, ben de elime hendikem aldım mı kendimi tutamayacağım bir şekilde içe dışa zoom dayayıp duruyorum evet, ama kardeşim bu bir sinema filmi. Gerçekçilik ile estetik arasındaki denge tutturulmalı. Örneğin güzel kızların peşinden giden, uzaktaki kızları yakınlaştıran bir kamera kullanımı, zaten bize doğallığı sağlıyor. 3 arkadaşın konuştuğu bir sahnede 17 kere (salladım) görüntüye girip çıkmanın baş ağrısı dışında ne etkisi olabilir, bunu sormak istiyorum. Sordum, cevap alamadım. Geçmiş olsun. Daha derine de inilir ancak fazla zorlamak istemiyorum. Genel olarak iş görür seviyede görüntüler ama fazlasını aramamak lazım.

Azıcık senaryoya değinelim şimdi. Olumlu bulduğum bölümlerden başlayalım. Diyalog ağırlıklı komedilerde en önemli şey, oyuncular arası kimya ve gavurların “comic relief” dediği etkiyi sağlayan eküri tiptir. Bu Big Lebowski için Walter, Hangover için sakallı ilginç abimiz, Clerks için Randal‘dır vs. vs.. Filmimizde de bu boşluğu Ömer karakteri, muhteşem bir şekilde olmasa da, güzel dolduruyor. Filmin diyalogları genel olarak, en azından filmi sıkmadan sürüklemeye yetecek kadar, iyiler. Eğlendiriyor, güldürüyorlar.

Ancak ilginçtir, senaryonun kendisi darım darım dağılıyor. Öncelikle filmin ilk 20 dksında grup içerisinde çeşitli dinamikler kuruluyor ve ilk zombinin görünmesiyle birlikte, bu dinamikler hiç kurulmamış gibi bir anda tamamı unutuluyor ve finalde de bir yere bağlanmıyorlar. Zaten zombiler görünür görünmez başta kurulan grup dağıtılıyor, film de tamamen öznel kameradan çekildiğinden diğer grubu filmin sonuna kadar göremiyoruz.

Sonracığıma dünyanın en klişe olayı olan korku filmlerinde cep telefonu çekmemesi sendromu var:

Sonra telefon aniden çekiyor, sonra yine çekmiyor falan filan. Daha başka senaryo saçmalıkları vs..

SPOİLER

-

-

-

Kardeşim zombi filminde herkes ölebilir, normaldir. Ancak bir gelenek vardır, filmin başlarında ölmeye başlar insanlar. Filmin sonuna kadar kimseyi öldürmeyip de son 10 dakika içerisinde tüm baş karakterleri dünyanın en gerizekâlı ve saçma şekillerinde öldürmek ne demektir? Güiza pozu verip ölen yaşlı adam, sarhoş diye zombiye sarılmaya giden eleman falan.. Filmin en kötü tarafı bu sanırım. Madem herkesi öldürecektiniz, bir Feast falan izleseydiniz önceden.

-

SPOİLER BİTER

Bu noktada şunu anlayamıyorum, iki yönetmen de sinema yazarı, işleri film çözümlemek, incelemek, anlamak olan insanlar. Peki bu insanlar kendi senaryolarını okumuyor mu? Tabii ki çekim sürecinde pek çok zorluk ve aksaklık çıkmıştır, bunu tahmin edebiliyorum. Çekilmek istenen pek çok şey çekilememiştir vs. ancak yukarıda değindiğim senaryo açıklarını hiçbir mazaret haklı çıkaramaz, zira bunlar senaryonun yapısından gelen kusurlar. Üzerinde fazla çalışılmadığı belli. Bunun iki sinema yazarı tarafından yapılıyor olması üzücü. Alakasız bir not olarak hiçbir şeyi beğenmeyen Uygar Şirin’in Ses‘te nasıl bir senaryo ortaya koyduğunu çok merak ediyorum.

Son olarak bir de tanıtım kısmından bahsedeceğim. Hiç beceremiyoruz, yine becerememişler. Gençliği salonlara doldurmak için Korku-Komedi klişesi kullanılmış. Film, aynen Neşeli Hayat‘ta da olduğu gibi, komik olmayan, sadece komik içeren bir film. Eğlenceli diyaloglara sahip ancak işlevi güldürmek değil, gerçekçi olmak. Ancak film ne bir komedi filmi kadar güldürebiliyor, ne de bir korku filmi kadar korkutabiliyor. O nedenle beklentileri karşılayamıyorlar. Örneğin 2. fragman çıktığında ve fragmandaki eğlenceli diyalogları duyduğumda çok şaşırmıştım. Film korku-komedi olarak anılmasa, filmde daha da çok şaşıracaktım ve sevecektim. Ama şimdi bana komedi diye tanıtılan bir filme gidip 3 5 yerde gülünce, “olmamış birader” diyorum. Olmamış, üzgünüm.

Senaryonun güzel diyalog yazabilen ellerden çıktığı belli. Zombi filmlerinin bütçeli ve çekimi zor şeyler olduğu da ortada. Peki niye bu kadar zorluyorlar kendilerini? Bunu anlamak güç. Sevdalarından, ya da yapabilecek olmalarından dolayı olabilir. Keşke Talip Ertürk ve Murat Emir Eren daha hafif bir işle çıksalarmış yola. Bu haliyle altından kalkamamışlar.

Ancak her şeye rağmen, sıkmayan ve sonunu getirebilen bir film çekmeyi başarmışlar. Eğer salonlar benim izlediğim zamanki kadar boş olursa (ki cumartesi günü izledim) fazla gişe yapamayacakları ortada. Zaten ben de tüm bu yazıyı destek için yazıyorum. Zombi filmlerini seviyorsanız gidin ve bu filmi izleyin. Muhteşem olduğu için değil, alternatif filmlerin de ülkemizde hayat bulabilmesi için diyorum bunu. Önüne gelen zombi filmi çeksin de demiyorum, sadece farklılığa da yerimiz olsun ama o farklılık Ejder Kapanı olmasın diye diyorum.

Sevdim ben sevdim.

Bunu okuyan bunları da okudu (diye umuyoruz)

  • Neşeli Hayat (3)
    Bu yorumu 12 Aralık günü yazıp beğenmediğimden yayımlamamışım, hatta bitirmemişim, elden geçirdim, b...
  • Ejder Kapanı (2)
    Aslında film hakkında yazmaya değecek bir film değl. Ancak sinemasozluk.com'da hafiften uzunca bir y...
  • The Hurt Locker (0)
    The Hurt Locker'ı ilk kez bir yıldan uzun süre önce izlemiştim. Nefes yazısında da değindiğim gibi, ...
  • Bir Savaş Filmi Olarak Black Hawk Down (3)
    Aşağıdaki yazıyı 2009'un ekim ayında yazıp beğenmediğim için yayımlamamıştım. Şimdi tekrar okudum da...

1 Yorum »

  • Talat diyor ki:

    fragmandan belliydi iyi bir iş çıkmayacağı, nitekim da öyle olmuş demek..

Yorum Yapın!

Yorum yapın, ya da trackback bırakın. Ayrıca yorumları RSS yoluyla takip edebilirsiniz.

Kibar olun, güzel yazın vs..

Şu tagları kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bu blogda Gravatar kullanabilirsiniz. Gravatar'a üye olun.

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes
/* */