Bir başarısızlık öyküsü olarak Lost
Bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda çok düşündüm. Bir kere çok ters tepkiler alacağım kesin. Seveni bol olan, Türkiye’de dizi furyasını başlatan, uzun yıllar televizyon dünyasını değiştirecekmiş izlenimi yaratan bir diziden ve ona edilecek sayfalar uzunluğundaki hakaretlerden bahsediyoruz çünkü. Eğer hâlen anlamadıysanız Lost’un sezon finali beni az daha komaya sokuyordu. Son sezon ortasında diziyi bırakma kararımdan geri döndüğüm güne defalarca küfrettim, ama artık her şey için çok geçti. Öykü başlıyor..

Not: Aşağıda yazılanlar inanılmaz abartılı olsa da dizi hakkındaki gerçek düşüncelerimin abartılı halleridir. Sevmeyeni çok ama benim kadar nefret etmiş olanı da yoktur sanırım.
Her şey 2005 yılının ilk aylarında başladı. O zamanlar Türkiye’de çok az insan Amerikan dizilerinden haberdar. Ben de The O.C. gibi saçmasapan, ya da Scrubs veya Friends (bunu okuduktan sonra kaç kişi yazıyı ciddiye alır artık bilmiyorum) gibi dizileri tekrar tekrar izleyerek vakit geçiriyorum. Sonra bir iki arkadaşın bir diziden bahsettiklerini duyuyorum, adada birileri varmış da canavar varmış falan. Rica ettim, ilk 18 bölümü yazdı dvdye verdi.
İlk bölümlerin bünyemde yarattığı etkiyi tarif etmek mümkün değil, daha önce izlememişiz ki böyle bir şey. Çok gizemli bir ada falan, çok acayip. Velhasıl kelam, 1*18 den itibaren Lost’u haftalık olarak takip etmeye başladım. Bunun nasıl büyük bir çile olduğunu yaşamayanlar bilemez. Hele 3. sezon biterken yapımcıların “48 bölümü 16şar bölümlük 3 sezona bölüp sezon aralarına da birer yıl koyuyoruz hehehe” demesiyle aklıma gelen tek şey “ölmeden önce adanın ne olduğunu öğrenmezsem ölürüm lan” olmuştu. O zaman bilmiyorduk tabii başımıza gelecekleri.
Son sezon, zaten büyük bir düşüş grafiği çizen dizinin resmen dibi gördüğü sezon oldu. Ben de 6*05 civarlarında “artık izlemiyorum, zaten bağlayamayacaklar sonunu, belli” dediğimde insanlar beni şımarıklık ve ukalalıkla suçlamıştı. Oysa 2006 martında yazdığım şu kısa yazı, daha o zamanlar diziden sıkıldığımı gösteriyor:
215 her ne kadar başarılı bir bölüm olsa da artık baymış olan dizidir. seriyi uzatmak adına gereksiz gereksiz bölümler gına getirmeye başladı.
Ay yavrucağım, sonrasını bilse öper anlına koyardı o bölümü.
Bundan sonrasını hiç uzatmayacağım ve diziden tiksinme noktasına nasıl geldiğimi anlatacağım (yeminlen hiç uzatmamışım aferin bana).

Diziyi hiçbir zaman karakterleri için izlemedim. Dizide sevdiğim karakter sayısı da 1: Hurley. Gerisi beni neredeyse hiçbir zaman ilgilendirmedi. Merak ettiğim tek şey ada idi. O kadar sezon boyunca hep adamın gizemlerini öğrenmeyi bekledim. Biri ölmüş biri kalmış, hiç umrımda olmadı. Ta ki 6. sezonun başında hiçbir şeyi açıklayamayacaklarından emin olana kadar bu böyle sürdü. Aslında J.J. Abrams diziyi bıraktığında bırakmak lazımdı ama o bıraktığında ben daha yeni başlamıştım (pek çok kişinin sandığının aksine Abrams diziyi 2. sezonda bıraktı, hatta ilk sezon ortalarında, daha sonraki katkısı çok küçük oldu).
Zaten tam burada beni en çok sinir eden olay devreye giriyor. Yıllardır “6 sezonu da önceden planladık” diyen adamların son sezondaki saçmalamalarını izleyince yıllardır kandırıldığımızı anlamak.. Üzücüydü. Biraz da seyircinin gazıyla bayağı önemli bir yere oturtulan sayılar bir anda diziden çekildi, sadece internetten yayımlanan bölümleriyle ne oldukları açıklandı ki dizi kültürüne yeni alışan insanlar için webisode kavramı çok uzaktı, Türkiye’de çoğu insan hâlen daha sayıların anlamını bilmiyor (Asimov okuduysanız bilebilirsiniz tabii).
İşin en komik yanı final yayımlandıktan birkaç gün sonra ortaya çıktı. Genç bir eleman şu videoyu yayımladı:
Youtube’a giremeyenler şunu aratabilir: LOST In 3 Minutes
Videonun ilk 2,5 dakikasında, son sezonda bize gösterilenleri, yani adanın tarihini kısaca analtıyor. Sonra çok önemli bir soru soruyor: “Peki geriye kalan 5 sezonda ne oldu? Bir sürü insan öldü” diyor. Evet, bu kadar. Tüm o zaman yolculukları, özel güçleriyle düşündüğü şeyleri canlandırabilen bir çocuk (tropik adada kutup ayısı!), ışığa atılınca siyah dumana dönüşen insan, manyetik alan paketleri, ışık patlamaları, 70li yıllarda geçen koca bir sezon, ileriye geriye gidişler falan.. Evet, 5 yıl boyunca izlediğimiz tüm bu şeylerin, hiçbir ama hiçbir anlamı yokmuş. Ne kadar da güzel değil mi?
Tam da bu nedenle diyordum, sonu böyle bağlanacak olduktan sonra Lost’u ben de yazardım (anladın sen, geyik diyoruz). Hiçbirini açıklamayacak olduktan sonra ben de kıçımdan 4 milyon gizem uydururum. Hayır yani, tüm soruların açıklanmasını beklemiyordum, ama adanın bir ışık hüzmesini tutan tıpadan daha fazlasına hizmet etmesini isterdim. Hayır bir de ilk sezonda Jack cesetleri bulduğunda “en fazla 50 yıllıklardır” demişti, sonra cesetler son sezonda 200 yıllık çıkınca yapımcılar “belki de Jacob ve annesi çok iyi zanaatkarlardır ve elbiseler 200 yılda 50 yıllık kadar deforme olmuştur” gibi bir savunmayı da yaptılar ya.. Ne diyeyim daha..* İstediğin kadar dalga geçiyorum de, planlamamışsın işte, gizem olsun diye atmışsın.
Diziden bu denli soğudunuz zaman, bütün kusurları da bir bir gözünüze batıyor, zaman zaman vasatlaşan kurgusu, tiyatro dekoru kalitesindeki setleri (sadece final bölümüne 80 milyon dolar reklam geliri alan dizi bana bunlarla gelmesin), bazı felaket oyuncuları (son sezondaki Ben nedir kardeşim), herkesin mutlaka biriyle aşk yaşaması, adadaki her şeyin ama istisnasız her şeyin aşk için yapılması falan.. Hangi devirdesiniz kardeşim? Haaa, bak 300 metre yükselip kayadan yapılan heykeli parçalayan ama yere neredeyse sağlam inen tahta bir gemi vardı bir de, nasıl unutmuşum. Sonracığıma taşla patlatılan hidrojen bombası (bilmeyenler için hidrojen bombaları patlayabilmek için içinde atom bombası taşır, önce atom bombası ateşlenir, onun enerjisiyle hidrojen bombası) falan filan..
Finalden hiç bahsetmeyeceğim zira sinirim tepe yapıyor. Kalsın öyle..
Yok bak yazdıkça sinirlerim oynuyor yine, unutmuştum oysa ki.. Fazla uzatmıyayım en iyisi. Yeteri kadar uzadı zaten. Yani özetle karakterler için izleyeceksiniz belki katlanılabilir bir dizi sayılabilir, ancak 10 kat muhteşem şekilde karakter işleyen 12 milyon dizi var piyasada, Lost’la vakit kaybetmeyin derim.
Bu denli nefret doluyum diziye karşı. Sakin olmalıyım, sakin olmalıyım. Derin nefes hmmmmffsss….
İşte Lost, televizyon tarihini altüst etmeye aday, yıllarca kendini konuşturtacak o muhteşem dizi, 2 3 ay sonra böylece unutuldu. Yayımlandığı dönemlerde çok şeyi değiştirdi, televizyonu bile değiştirecekti neredeyse. Ama o muhteşem potansiyeli öyle inanılmaz bir şekilde darmadağın etti ki bir an önce unutulup gitmesi en iyisi olacak. Güle güle Penny’nin olmayan tekne..

Popülerlik: 14% [?]

İçini iyi dökmüşsün… Son sezon tam bir fiyasko; çok yazık ettiler. sabahlara kadar lost izlediğim günler aklıma geldi; şimdi hatırlayamayacağım bir günde belki 20 bölümün üstüne çıkmışızdır. Hele sezonlar arası senelik ara vermeleri beni en fazla dellendiren şeydi… İlk sezonlarında arkadaşlarla sohbetlerimiz sırasında artık sinema filmlerindende tat almıyoruz varsa yoksa Lost derdik…
Son sezon fiyaskosundan sonra hiçbir şekilde Lost’u ağzıma almadım, o akdar net üzerinde tartışmalar oldu yazmayı bırak okumadım bile…
Sen yazana kadarda diziyi kendiliğinden aklıma gelmeyecek kadar unutmuştum…
Aklıma geldi diye yazıyorum yukarda sen örnek olsun diye misaller vermişsin, Lost adasının ilk Havva ve Adem’i olarak gördükleri kemikler.. oradaki saçmalık ya da anlatılıpta benim anlamadığım (6. sezonu sadece bir kere izledim)bir şey vardı (gaçmişte de aklımdaydı ama bu kadar yazdım bunu da yazayım dimi)o iki farklı iskelet anne (çocukları büyüten, bir nevi üvey anne) ile şimdi ismini hatırlayamadım Jacob’un kardeşinin cesediydi. Jacob kardeşini de getirip annesinin yanına koyuyordu ve ikisi çürüyüp takiii Lost kahramanlarının döneminde bize iskelet halleri gösteriliyordu. Buradan anlaşılıyor ki Jacob’ın kardeşi öldü, dönüşüm olan karaduman olayı neci oluyor. Ya da karaduman o değilse neden son sezon boyunca o karakterin davasını güdüyor ve saçma sapan işler oluyor… Bilmiyorum tam anlatabildim mi aklımda kalanlarla yazdım işte; yazarkende merak ettim hakkaten neydi, bu sorumun cevabı belki yoktur :)
abi bir de bu profil resmi ne acayip yaaa… ya arkasından bişiy kaçmış ya da ağzından bişiy kaçmış… çok salak bir tip ya; seslendirmesini bile yapıyorum… bak yazdıkça sevmeye başladım eyytt o benim tipim la herkesin tipisi kendine :)… tipime edim; ederim etmem ben onu böyle tipliyom… tipim benim…
Bir önceki dizileri Alias da böyle 2.sezondan sonra sapıttıydı, hiç bir soruyu cevaplandırmadılar falan, sanırım yarattıkları evrenler için bir nevi imzadır bu tarzları :)
Aga en güzelini ben yaptım: İlk sezonun 13. bölümünde bu diziden bi cacık olmaz diyerek bıraktım ve şimdi huzurlu biriyim. Evlendim, çoluğa çocuğa karışıp devlet kapısında kendime bi memuriyet edindim. Her ay maaşımı aldığım gün eve dondurma da alıyorum. Bırakın öyle o geldi, bu gittileri. Ne varsa insanın kendi toprağında var.
cCc kaygısızlar cCc
Moruk kusura bakma ama o uc dakikada ozet gecen eleman dahil herseyi yanlis anlamissiniz.
Adanin sirri basit, aslini bilmiyorsaniz hemen anlatalim; yer amerika birlesik devletleri, eyalet kaliforniya ve kaliforniya aciklarinda pasifik okyanusunda bir ada. Simdi bu adada yetisen bir bitki var bu bitkinin tek ozelligi kokusunun acayip kafa yapmasi, bizim lavuk Jack ve tayfasi ac susuz adada dolaniyor tabi bilmiyorlar meseleyi bi bakiyorlar adada bambaska tipler ki bu adamlar adada ot toplayan isciler malum kaliforniyada yasal bu isler, sonra bir bakiyorlar yok zaman kaymis yok hurley’nin sayilar tribi, yok efendim olmus babayi gormeler, at gormeler, sesler duymalar, kan sekeri dusunce fistik ezmesi icin kavga etmeler vs vs. Demek ki neymis, smoke monster potmus birader, adada yasananlar da birkac kendini bilmezin fantazilerinden ibaretmis. Cocuklara kotu ornek olmamak adina butun bunlar abc tarafindan sansurlenince ortaya boyle boktan bir is cikmis yoksa lost en az mahallenin muhtarlari kadar efsane bir dizi.
Bir an ciddi ciddi diziyi savunacaksın sandım, sevdalısısın da hani :). Koptum sonra tabii heeh
çook güzel dökmüşsün içini. ben de unutmuşum son 3 aydır, bu yazıyı okuyunca yine sinirlerim tepeme çıktı, bir nevi kötü anıları bastırma mekanizması mı devreye girmiş de hepsini unutuvermişiz nedir… ben bir de altıncı sezon çoğul dünyalar (güya) ile başlayınca heyecanlanıp bölüm bölüm (evet son sezonun her bölümü) inceleme yazmaya girişmiştim, tabii son bölümlere doğru bok gibi bitireceklerini yavaş yavaş algılayıp aptal yerine konduğunu idrak eden bünyem o yazılarda saydırmaya başladı, ama bu diziyi hem izlemek hem de incelemesini yapmakla harcadığım saatleri geri getirmedi ne yazık. karakter dizisiymiş, peh.
zaten dizinin yapımcılarının da istediği sizi deliler gibi merak ettirmek o gizemin içine sürüklemekti sizi. bunu filmin yapımcılarından biri(adını şu an hatırlamıyorum) bir konuşmasında şöyle dile getirmişti: eline aldığı üzerinde soru işareti olan kutuyu göstererek,”bu kutu benim için çok anlamlı. bu kutuyu bana 30 yıl önce dedem hediye etti ve bu kutuyu açıp ta içinde ne olduğuna hiç bakmadım. bu kutuyu bu kadar anlamlı kılan şey içinde ne olduğunu deliler gibi merak etmem. eğer bu kutuyu açsaydım bu diziyi bugün yapmıyor olacaktır.”
yani yapımcının da anlattığı gibi bizi diziye bağlayan şey: merak merak merak. tabi bir süre sonra artık insan merak etmektende yoruluyor. her şeyin olduğu gibi bu dizinin de sonu geliyor.
iyi çalışmalar herkese.
Bahsettiğiniz kişi benim de yukarıda “1. sezonda diziyi bırakmasaydı diziyi bambaşka yerlere götürürdü” dediğim kişi olan J.J. Abrams. Konuşması da şurada:
http://www.ted.com/talks/j_j_abrams_mystery_box.html
Konuşmanın çok çok çok küçük bir kısmı Lost’la alakalı (yukarıda dediklerinizin hiçbirini demiyor) ve sonu da dediğiniz gibi değil, tamamen alakasız şeyler diyor. Ayrıca kutu dedesinden kalmıyor, bir sihir dükkânından alıyor, sadece dedemle özdeşleştirdim diyor.
Uzantıyı da bulmuşken bir daha izleyin derim, konuyla alakasız da olsa çok güzel ve eğlenceli bir konuşma.
Ben meraktan hiçbir zaman şikayetçi olmadım zaten, ben sadece diyorum ki cevaplarını vermeyecek olduktan sonra ben de sizde 15 kat daha fazla merak uyandıracak şeyler yazarım. Nasıl olsa açıklamayacağım, ben yaptım oldu derim.
Yorum Yapın!
Sinema 101 »
Bilgi Paylaşımları PDF ve Özeleştiri
Paylaşıma Ara‘da yem atmıştım ama yutan olmadı, ben de kendim yapayım n’apalım dedim. Bilgi Paylaşımı bölümünde yer alan bugüne kadar yazdığım neredeyse tüm yazıları tek bir PDF dosyası halinde derledim ve bugün sizlerle paylaşacağım, ne …
Eylem Planı’na Hoşgeldiniz!

Burası benim evimmiş meğersem diyenlerin mekânı, Heri'nin Seli'yle tanıştığı, Titanic'in battığı, Deliliğin Dağı Eylem Planı'na hoşgeldiniz.Son Yorumlar
Arşiv
Posta Servisi
Sevdiklerim
Bölümler
En Ünlü Yazılar
Geçidi Resim
Haftalık
Etiket Bulutu