Azap Sabahlar
Serhat Eser Erdem ile tanışıklığımız birkaç yıl öncesine dayanıyor (hatta üşenmedim araştırdım 2008 şubat ayında ilk kez hoşsohbet eylemişiz). Eser sanırım Türkiye’de çekinmeden eleştirebildiğim tek insan çünkü hiçbir eleştirimden alınmayacağını ve hepsini ciddiye alacağını bildiğim tek insan. Beni tanıyanlarınız bilir, bazen çok ağır eleştiriler getirebiliyorum (asla hakaret değil, altını çizerim). Eser’in tüm bu eleştirileri kaldırabiliyor olması, kaldırabiliyor olmasını geçtim, eti senin kemiği benim mottosuyla işlerini delicesine eleştirmem için önüme fırlatması farklı bir arkadaşlığa vesile oldu. Yani o “ağzına et, rahat ol” diye atar, ben de ağzıma ne gelirse söylerim, böyle acayip bir olay. İki tarafın da bundan keyif alıyor olması ise sanırım ilişkinin en ilginç tarafı. Aryıca eklemezsem ayıp olur, kendisi bu blogun teknik sorumlusu ve servis sağlayıcısıdır. O olmasaydı bu güzide blog da bu kadar güzel olmazdı. Über adminim benim.
Evet, bunca saçmalamadan ve arkaplan bilgisinden sonra esas konumuza gelelim. Eserdem’in (aramızda böyle deriz kendisine) son filmi, Azap Sabahlar.

Aslında Azap Sabahlar‘ı geçen yaz Eser’in birkaç günlük bir İstanbul ziyareti sırasında çekmiştik (aslında daha çok o çekti biz de izledik). Yani daha 5D Mark II çıkmamış, video evrimi gerçekleşmemişti. Ancak Eserdem’in aşırı yoğunluğundan dolayı film anca bitebildi (hatta bu filmden önce çekip de hâlen bitiremediği bir film ve daha sonra çektiği bir de klip de beklemede). Filmde sen ne yaptın derseniz bildiğiniz vileda sopasına bağlı bir mikrofon ile ses kaydı aldım, sesler filmde temiz ama sanırım pek de iyi değillermiş, temizlemekle bayağı uğraşmışlar, hamları dinlemediğimden bilemiyorum ama dedikodulara göre bayağı batırmışım (Güncelleme: Efendim eserdem diyor ki: “sesler kral olmuş dediğini hatırlıyorum ben sana, hiçbir sorun yoktu seslerde” Ben de diyorum ben kötü ses kaydetmem ya). Kaydederken dinleyemeyince böyle oluyor hehe. Bir de film yayımlanmadan önce yine bir delicesine eleştirme turu yaptık tabii, eleştirecek çok bir şey yoktu bu sefer ama, üzüldüm. Onun dışında nasıl bir gardıropla olay yerine gitmişsem filmde 2 karakterin de giydiği kıyafetlerin yarısı benim. Zaten gömleklerimden biri hâlen geri dönmedi, isyanlardayım.
Bu kadar geyikten sonra sizi Eser’in bana göre en iyi filmi olan bu filmiyle başbaşa bırakıyorum. Vimeo sayfasından diğer filmlerini de izleyebilirsiniz. Gerçek anlamda bir sinema diline sahip olduğunu görebildiğim ender insanlardan Eser (bunu laf olsun diye söylemiyorum, diğer filmlerinden sadece 1 tanesini dahi izleseniz ortak özellikleri rahatlıkla farkedebilirsiniz) ama kendisi bu işleri bırakıp bir Oyun Geliştiricisi olmak için çabalıyor, tamam o sektörün Türkiye’de gelişmesi beni de sevindirir ama Eser gel sinemacı ol, bak yine diyorum. Yerli kardeşlerden biriyle tanıştın diye bırakılmaz ki bu iş, ben de Taylan biraderlerle tanıştım ne var (tabii söyleşide soru sormakla tanışmak başka şeyler (kendime diyorum) ama bu yazıda bu konuya girmiyorum)?
Hasta Adam‘ın müziklerine de değinmeden edemedim. O da kendisini bir kez daha aşmış. Ellerine sağlık onun da. İzlediğim kısa filmler içerisinde en güçlü atmosfere sahip filmlerden birisi olmuş ve müzikler de buna çok yardımcı oluyor.
Her zaman olduğu gibi eleştirileri buraya veya filme FF forumundaki başlığına (veya vimeo’da) yapabilirsiniz.
Popülerlik: 9% [?]
















Yorum Yapın!