Woody
Woody Allen ile yıldızım hiçbir zaman barışmadı. İzlediğim filmlerinden her zaman fazlasıyla keyif aldım, o kadar. Özellikle her daim nevrotik ve her filmde az çok aynı olan karakteri beni her zaman filmlerinden soğutmuştur (ki benim aksime bu oyunculuğunu çok sevenler de var) (Zelig‘in yeri her zaman ayrı, o başka). Kendisini her zaman bir sinemacıdan çok felsefeci olarak görmemin de bunda etkisi var. Filmlerinde daima düşündüren zekâ dolu diyaloglar ve “one-liner“lar gırla gider. Ancak filmlerinde bunlardan öte bir şeyi bugüne kadar yakalyamadım, yakalayanların yazdıklarını okudum, onlar da anlamlı gelmedi. Yani özetle bugüne kadar Allen’ı hep zeki bir düşünür ve eğlenceli ancak ortalamayı fazla aşamayan filmler çeken bir entelektüel olarak gördüm. Bunu öyle orta yerde söylemek kolay değil, hayranları hemen kafanıza kafanıza vurmaya başlıyor. Ne mutlu bana ki geçtiğimiz haftalarda Allen da kendi kariyeriyle ilgili benzer fikirlere sahip olduğunu açıkladı, ben de rahatladım.
Şimdi yukarıdaki yorumu biraz daha açayım.
Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Kendisinin sadece 13 filmini izledim. Herhangi bir yönetmenin 13 filmini izlemek aslında büyük bir başarı ancak sözkonusu 40ın üzerinde film yönetmiş biri olunca sayı biraz az gibi görünüyor. Ama filmler doğru seçilmişse en azından genel bir fikir yürütme açısından sayı yeterli olabiliyor. Tabii ki bu başka filmlerini izlemeyeceğim demek değil, sırada çok merak ettiğim birkaç filmi var, onları da en kısa zamanda izleyeceğim.
Şimdi yorumu açalım: Kendisi gerçekten de iyi bir senarist. Filmlerinin tempoları ve akışı her zaman sorunsuz. Ancak filmlerinde senaryoları dışında herhangi özel bir şey var mı (sinema anlamında soruyorum)? Ben henüz göremedim. Her şey gayet ortalama ve yeterli. Tabii Zelig, Deconstructing Harry vs. gibi başyapıtlarını ayrı tutuyorum.
Yani genelde gayet ortalama filmler çeken bir yönetmenin yerlere göklere sığdırılamaması bana biraz garip geliyor. Kendisiyle yıldızımın barışmama sebebi de bu, tabii üstüne bir de beni inanılmaz rahatsız eden oyunculuğu da eklenince ipler kopuyor. Dolayısıyla son 10 yılda çektiği filmlerle çok daha barışığım, onları daha çok seviyorum. Hem kendisi oynamıyor, hem de ortalama bulunan bu filmlerini ben gayet seviyorum. En azından bunları izledikten sonra sinemasal bir tatmin alıyorum. Al sana çelişki.
Whatever Works‘ü izlediğimde “aaa bak Woody eski filmlerine dönmeye çalışıyor, kendi oynamayınca ne de güzel oluyormuş” dedim ki zaten sonradan senaryonun 70lerden kalma olduğunu öğrendim. Keşke hiçbir zaman kendisi oynamasaymış.
Neyse şimdi benim dediklerimi bırakalım da kendisi ne demiş ona gelelim. Whatever Works’ün İngiltere galası sırasında London Times’a verdiği röportajda kendisi özetle şöyle demiş: “Daha iyisini yapabilirdim“. Gel Woody’ciğim, ağzını öpeceğim. Hatta utanmadan direkt dediklerini koyayım:
“I’ve squandered an opportunity that people would kill for–I have had complete artistic freedom. Other directors don’t get that in their lifetime. I have a very poor record given the opportunities I’ve had. Out of 40 films I should have 30 masterpieces, eight noble failures and two embarrassments, but it hasn’t worked out that way. Many of the films are enjoyable by the mean standards of movies, but look at what has been accomplished by people who have done beautiful things — Kurosawa, Bergman, Fellini, Bunuel, Truffaut — and then look at my films. I have squandered my opportunities and I have nobody to blame but myself.“
Türkçe meali (kabaca): Pek çok insanın ömründe elde edemeyeceği yaratıcı özgürlüğü telef ettim, kariyerim boyunca yaratıcılık anlamında tamamen özgürdüm, ancak bu özgürlüğü göz önüne aldığımızda çok zayıf bir filmografim var. 40 filmimin 30u başyapıt olmalıydı. Pek çok filmim standartlara göre keyif veren filmler ancak bir Kurosawa, Bergman, Fellini, Bunuel, Truffaut’nun filmlerine bakın, sonra da benimkilere. Olanaklarımı bok ettim ve kendimden başka suçlayacak hiçkimse de yok.
Bu laflardan sonra söyleyecek pek bir şey kalmıyor. Tabii ki Allen’ın kendisine biraz fazla yüklendiğinde de bir gerçek (30 başyapıt ne ya), ancak dediklerini de göz önüne alınca fazla abartmadığı da oratada. Tüm bu olanaklara sahip birinden insan çok daha muazzam başarılar bekliyor. Ha bazıları “e var başarıları zaten” diyecektir, bilmiyorum. İyi bir sinemacı evet ama dediğim gibi bence abartılıyor. Bunu şöyle açabilirim sanırım, Scorsese‘ye “Bir sonraki Scorsese’yi nerede arayalım?” dediklerinde (soruya bak) “Rushmore‘un genç yönetmeni Wes Anderson‘a bakın” demesi boşuna değil. Wes Anderson filmleri izlerken aldığınız tatmini ve gördüğünüz yönetmenlik başarısını ben Allen filmlerinin büyük kısmında tatmıyorum/görmüyorum. Seviyorum, başarılı buluyorum, orada bitiyor. Tabii bu yine zevk renk meselesi (Anderson’a tapıyor olmam görüşümü bulandırıyor olabilir).
Yine de bu yaşta ve statüde olan bir insanın böyle bir özeleştiriyi yapabilmesi inanılmaz güzel bir şey. Şu kadar yıldır ısınamadığım adama bu açıklamadan sonra ısındım dersem yalan olmaz. Keşke her yönetmen bu cesareti gösterebilse.
Kendisi şu aşağıdaki lafı da ettikten sonra en sevdiği 6 filmini sıralamış.
“You aspired to greatness when you were younger, but either through lack of industry or lack of discipline or simply lack of genius you didn’t achieve greatness. The years go by and you realize: ‘I’m this mid-level guy. I did the best I could.’”
Şu da liste, çok fena bir liste değil ama daha iyi filmleri de var sanki:
Purple Rose of Cairo
Match Point
Bullets Over Broadway
Zelig
Husbands and Wives
Vicky Cristina Barcelona
Hayranları bize söylesin, var mı daha iyileri? Ya da sizin ilk altınız nedir (ilk 6 ne ya, önce onu bulmak lazım)?
Kaynak: Joblo
Popülerlik: 52% [?]

Annie Hall da iyi filmdir. “Vicky Cristina Barcelona” zayıftı, ne arıyor o listede anlamadım.
En iyi filmi Dostoyevski’nin de katkılarıyla Match Point olsa gerek.
cCc Freud cCc
Match Point’i sadece ben seviyorum sanırdım :)
Woody Allen beni de sarsan yönetmenlerden olmamıştır hiç. Bazı filmlerini severim ayrı, ama nasıl diyim, hani Annie Hall’da sinema kuyruğu sahnesinde Woody’nin arkasında vır vır konuşan adam der ya: “Samuel Beckett gibi yani. Teknik harika ama…Tam yüreğimden vuramıyor beni.” Aynen öyle işte. Hehe. Seyretmediğim de bir dolu filmi var. Purple Rose of Cairo’yı hep merak etmişimdir mesela. Seyrettiklerim arasında da Match Point öne çıkıyor gibi.
1-Every Thing You Always Wanted to Know About Sex * But Were Afraid to Ask
2-Annie Hall
3-Crimes and Misdemeanors
4-Deconstructing Harry
5-The Purple Rose of Cairo
6-Zelig
Ek olarak cassandra’s Dream, match point vs. yazma gereği duymuyorum. Hepsi baş yapıt bunların. Bana özel başyapıt.
Ayrıca Wudi baba’ya laf yok. Neden mi_ çünkü sana laflar hazırladım.
Oturduğumuz yerden 1970′lerin komedi sinemasında devrim yapmış bir adamı anlayamamız normal ama beğenmemiz bi garip. Sinemada çok kişi abartılı bi üne sahiptir ama bunlar genelde popüler isimlerdir ve belli bir reklam politikası ile o noktada tutulmuş yeri geldiğinde indirilmişlerdir. Wudi abimizin kendisini sökülemez çivilerle yerleştirdiği yüksek mevkiiye bu başyapıtları sebeb olmuştur. Her ne kadar özeleştiri yapsa da onun aslında demek istediği “ulan ben herkesin klasik komedilerle cebini ve günü kurtardığı bir dönemde hem yeni anlatım teknikleri hem de dahiyane fikirler bularak kendime ve izleyicime sınırsız hayalgücü ve özgürlük alanı yarattım. Buna rağmen ilerleyen zamanlarda teknoloji gelişti kurgu teknikleri gelişti ama ben bunu kullanamadım.”
Tabi sen yenilerini daha çok beğeniyorum demişssin ama aslında yenileri sadece usta işi garantili filmlerdir. Başyapıt değillerdir. (bana özel başyapıt o ayrı) Çünkü başyapıt aslında sadece iyi film değildir. Sinemaya yön veren. Yeni bir anlatım, (citizen kane) yeni bir görsellik (matrix) sunan filmlerdir.
Bak aslında 3 4 yazı önce eski filmleri tam olarak anlayamayacağımızı anlatıp gelip aynı hataya kendim düşmüşüm (sevmiyoruz diye de bu kadar olmaz :)). Gerçi zaten her türlü yaptığı hareketi çok takdir ettiğimi belirttim ama bu açıdan bakınca neden o kadar “abartıldığını” anlamak da kolaylaşıyor.
Yeni filmlerinde olay ise daha çok kendinin oynamaması, Whatever Works örneğin hehe :)
Woody nev-i şahsına münahsır bir sanatçıdır. Herkesin frekansına tutmaz ama tutarsa ağzınız açık kalır.
1-Manhattan
2-Hannah and Her Sisters
3-Zelig
4-Crime and Misdemeanors
5-Everything You Always Want to Know About Sex
6-Match Point
allen sinemasında bergman okuması yaparak farklı tatlar almak ta mümkün….farklı tatları aşarak allen in ne kadar büyük bir sinemacı olduğunu görebiliriz.en belirgin örneğide -Interiors -.”allen sinemasında ki dramayı görebilmek…….”
Yorum Yapın!
»
Bilgi Paylaşımları PDF ve Özeleştiri
Paylaşıma Ara‘da yem atmıştım ama yutan olmadı, ben de kendim yapayım n’apalım dedim. Bilgi Paylaşımı bölümünde yer alan bugüne kadar yazdığım neredeyse tüm yazıları tek bir PDF dosyası halinde derledim ve bugün sizlerle paylaşacağım, ne …
Eylem Planı’na Hoşgeldiniz!

Burası benim evimmiş meğersem diyenlerin mekânı, Heri'nin Seli'yle tanıştığı, Titanic'in battığı, Deliliğin Dağı Eylem Planı'na hoşgeldiniz.Son Yorumlar
Arşiv
Sevdiklerim
Posta Servisi
Son yazılar
Bölümler
En Ünlü Yazılar
Geçidi Resim
Haftalık
Etiket Bulutu