Bilgi Paylaşımı

Bildiğim kadarının anlatabildiğim kadarı bu bölümde. Genel ve Sinema 101 olarak ikiye ayrılmış durumda.

Blog

Konu dışında kalan, normal blog yazıları, güncellemeler, duyurular vs. vs..

Film Yorumları

İzlediğim filmlerle ilgili saçma sapan yorumlar. Bence çok ciddiye almasanız da olur.

Sinema 101

Adı üzerinde Sinema 101. Bilinmesi gerektiğini düşündüğüm en temel konular hakkında bildiğim kadarı.

Ve Diğerleri

Hikâyeler, olaylar vs.ler

Ana Sayfa » Denemeler, Film Yorumları, Görsel Sanatlar, Sinema Yazıları, Ve Diğerleri

Film Eleştirisi

Yazan , Wednesday, 14 July 201012 Yorum

Çok tartışmalı bir konu ile yeniden aranızdayım a dostlar. Hoş gerçi neredeyse her zaman olduğu gibi konuyu tek tartışan benim.. Olsun, alıştım artık. Evet, bugünki konumuz, Türkiye’de neredeyse herkesin ciddiye almadığını söylediği, ama her daim üzerinde tartıştığı Film Eleştirisi. Gerçi Türkiye’de tartışılan eleştirmenler ama biz bugün eleştiri ve bunun neleri kapsaması gerektiğini konuşacağız. Daha doğrusu ben konuşacağım ve sanırım yine kimse bir şey demeyecek : (. Çok üzülüyorum siz bir şey demeyince ama olsun, n’apalım.. Evet, başlayalım bakalım.

Belirtmekten sıkıldım artık ama bazen insanlar Kutsal Google aramasıyla gelip tarzımı bilmediklerimden afra tafra kestiğimi sanabilirler. O nedenle açıklayalım: Bunlar benim fikirlerim. Doğrusu budur demiyorum, bana göre böyle olmalıdır diyorum.

İşe film eleştirisini tanımlamakla başlayalım. Bir film eleştirisinin amacı, kabul edin ya da etmeyin, reklamdır. Filmler vizyona girmeden önce basın gösterimleri yapılmasının sebebi takdir edersiniz ki “acaba adamlar filmi beğenecek mi ya?” düşüncesi değildir. Zaten eleştirmenlerin beğendiği filmler genelde gişede batar. Bir filmi eleştirmenlere izlettiğiniz anda, bağlı oldukları gazete/dergi/internet sitesi vs. de o filmle ilgili iyi ya da kötü bir yazı yer alacaktır. Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Yani amaç, film vizyona girmeden önce adını duyurmaktır, sokaklardaki reklam panosundan fazla bir farkı yok.

Bu eleştiriler filmi izlemeyen pek çok kişiyi filmden haberdar eder, dolayısıyla bu yazılar spoiler içermemeli, seyirciyi filmin konusundan kısaca haberdar etmeli ve yazarın iyi ya da kötü yargılarını belirttiği bir yazı olmalıdır. Bundan ötesi, eleştiri tanımından çıkar, yorum tanımına girer. Türkiye’de yapılan genelde budur: Eleştiri diye film eleştirisi/yorumu kırması bir şey yazmak. Bu kötü bir şeydir demiyorum, sadece hatalı buluyorum.

İşte bu noktada kafalar karışıyor. Dünyanın en ünlü  film eleştirmeni Roger Ebert‘in şu eleştirisini okuyalım hep beraber (ayrı ayrı okusak da olur aslında).

İngilizce bilmiyorsanız özetliyeyim: İlk 3 paragraf filmin başını özetliyor. Sonra Ebert saçma bulduğu bir kısmı eleştiriyor, sonraki 2 paragrafta saçma bulduğu diğer 2 kısmı eleştiriyor, sonrakinde filmi önceki Predator filmleri ile karşılaştırıyor ve yazısını bitiriyor. Güzel bir eleştiri örneği.

Ne yazık ki Türkiye’de bu olay anlaşılamıyor. Birkaç ay önce Arka Pencere yazarlarının ilk söyleşisine katıldım. Orada Burçin Yalçın, Burak Göral ve Murat Özer‘e merak ettiğim bu soruyu hem söyleşiden önce, hem de söyleşi sırasında sordum (aylardır üzerine kafa yoruyorum yani düşünün!!). Gördüm ki onlar da tam olarak fikir birliğine varabilmiş değil.Peki” dedim “o zaman film eleştirisi filmi izlemeden önce mi okunmalı sonra mı?. Olaydaki en kilit nokta bana göre bu. Burçin Yalçın film izlendikten sonra okunması gerektiğini düşündüğünü, dolayısıyla ona göre yazdığını dile getirdi. Ben de yerimde duramadım “O zaman size özel basın gösterimi yapılması saçma değil mi? Bizimle birlikte izleyin.” dedim. Güldük ve o da gülerek “Sizin için saçma olabilir” dedi. Ben de yalnız ve buruk bir şekilde geceden ayrıldım diyeceğim ama çok güzel bir geceydi. Ancak soruma yine bir cevap alamamıştım (yine derken?). Bu arada Murat Özer dünyanın en tatlı film eleştirmeni değilse nedir, bunu okuyucularıma sormak isterim..

Aklımın karıştığı bu dönemde, her zamanki gibi dünya güzeli Wiki’ye başvurdum. Bakalım Wiki film eleştirisi konusunda ne diyordu:

Film critics working for newspapers, magazines, broadcast media, and online publications, mainly review new releases. The plot summary and description of a film that makes up the majority of any film review can have an important impact on whether people decide to see a film. Poor reviews will often doom a film to obscurity and financial loss.

Reviews and film marketing

The impact of reviews on a film’s box office performance and DVD rentals/sales is a matter of debate. It is claimed movie marketing is so intense and well financed that reviewers cannot make an impact against it. It has also been claimed positive film reviews have been shown to spark interest in little-known films. Major box-office analysis websites like Box Office Prophets and Box Office Guru regularly factor in general film review opinions in their projections of a film’s earnings.*

Kalınlaştırdığım kısımların çevirisi: Bir film eleştirisinin büyük kısmını oluşturan senaryo özeti ve filmin tanımı insanların filmi izleyip izlememek konusundaki kararlarını vermelerinde önemli bir etken olabilir. Kötü eleştiriler bir filmi finansal çöküşe itebilir. Bir sonraki paragrafta ise eleştirilerin filmin gişesi ve dvd satışları üzerinde etkili olup olmadığının hâlen tartışılmakta olduğunu belirtiyor.

Yani özetle, film eleştirisi, filmi tanıtmak için kullanılan bir reklam türüdür. İnsanlar, takip ettikleri eleştirmenlerin (zevklerinin uyuştuğu yazarlar oluyor bunlar) fikirlerine göre bir filme gitmeyi ya da gitmemeyi seçebilirler. Yardımcı bir etkendir yani, ama daha çok da filmin adının yayılmasını sağlar. Örneğin Twilight serisinin tek ama tek bir iyi eleştirisi yok, ama alacağınız sinemayla ilgili her kaynakta adı aylarca geçti (hatta Popüler Sinema kapak bile yaptı).

Bir de işin film yorumu kısmı var. Filmi alıp bazı alanlarıyla veya her alanıyla ayrıntılı olarak incelemek. Türkiye’de yapılan, eleştiriye daha yakın durarak eleştiri ile yorumun kırması. Film Yorumları daha teorik ve akademiktir. Tamer Baran‘ın Kült Filmler serisi veya Kutlukhan Kutlu‘nun Günümüz Klasikleri serileri film yorumlarına güzel örnekler.

İki türün kırması ile eleştiriler yazınca bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Öncelikle eleştirinin ne zaman okunması gerektiği önemli bir konu. Zira filme yorum yazılırken spoiler serpiştirmek gayet normalken (zira izleyen kişiye yazıyorsunuz) film eleştirisi hiç spoiler içermemeli, kişi o yazıyı okuyup filmi izleyip izlemeyeceğine karar verecek (verebilir ya da). Dolayısıyla bir karmaşa ortaya çıkıyor. Örneğin Arka Pencere’nin Moon (Ay) filmi için yayımladığı “eleştiri“den sonra Arka Pencere’deki Burak Göral‘ın eleştirileri dışındaki (spoilerların etrafından sıyrılma konusunda Yüksek Lisansı vardır, ayrıca dünya tatlısı bir insandır, en sevdiğim sinema yazarıdır) güncel film eleştirilerini okumamaya başladım zira kendileri inanılmaz spoiler yuvaları. Filmi izledikten sonra ise sadece sevdiğim yazarların fikirlerini görmek için zaman zaman okuyorum.

Tabii bir de tamamen film teorisi olayı var. Bu tamamen başka bir şey. Fransız Yeni Dalgacıları’nın geldiği ekol de bu ekole giriyor azıcık, eleştiriden yoruma ve teoriye, hele konu Bazin’se direkt teoriye. Tabii ki o başka bir dünya. Hitchcock/Truffaut’yu okuyup da Truffaut’ya hayran kalmamak elde mi?

Acaba bu film yorumu yerine film analizi mi demek gerekli? Hatta o da ayrı bir şey mi acaba, şöyle yorum ile teori arasında.. Kafam çok karıştı, çok dallı budaklı bir konu.. İlerde belki tekrar döneriz..

Popülerlik: 21% [?]

Bunlar da ilginizi çekebilir

12 Yorum »

  • apaçi payi diyor ki:

    Bir odayı gerçek anlamda toplamak için odayı iyice dağıtıp, eşyaları yerlerinden oynatıp, altının üstünün tozlarını alıp, sonra tekrar yerleştirmek gereklidir. Yani kısacası önce dağıtmak sonra toplamak gerekli. Ülkemizdeki sinema eleştirmenleri hiçbir şeyi kırmadan, dökmeden, yerlerini değiştirmeden eleştirdiklerini sandıkları için belki de güzel sinemamız bu halde. Odamızı bir türlü tam anlamıyla toplayamıyorlar: Toz içindeyiz resmen! Çünkü o bunu tanır, şu şunu sever, bu bunla iş yapar aman abi çok şaapmıyalım da adamlar kırılmasın, kaç kişiyiz şunun şurasında, zihniyetinden ne zaman çıkarsak ve ne zaman gerçek anlamda herkes birbirine diş gösterir ve filmler kıyasıya eleştirilirse belki bir şeyler olur. Bahsettiğim şey çıkar doğrultusunda bok atmak da değil gerçek bir eleştiri; harbi, sahici. Henüz hiçbir dergi ve/veya öyle bir yerlerde göremedim bunları.

    Truffaut’nun zamanında sert eleştirlerinden dolayı Cannes’da yasaklandığını ve ilk filmini çekene kadar oraya alınmadığını ve peşinden de “Yeni Dalga” fırladığını düşünürsek belki de dediklerim anlam kazanacak. Önce dağıtalım bir ortalığı lütfen.

  • Düd (author) diyor ki:

    Birbirimizi kollayalım mantığı mutlaka vardır ama dediğin boyutlarda olduğunu düşünmüyorum, ama evet, zarar verecek düzeyde.

    Ben asıl sorunu vizyonsuzluk olarak görüyorum, sinemamız nereye gideceğini bilmiyor. Bu konudan Türk Sineması Üzerine Düşünceler yazılarında bahsetmiştim. Örneğin eleştirmenlerin devamlı olarak minimalist sinemayı, hatta minimalist olduğunu sanan sinemayı pohpohlamaları ve ödüllendirmeleri henüz oluşmamış bu sektörü daha da baltalıyor vs. vs.. Değinmiştim bunlara, tekrar girmek istemiyorum şimdi.

    Yine de en büyük sorun vizyonsuzluk.

  • apaçi payi diyor ki:

    Devrim kansız olmaz Düd. Daha da çok kan akıtılmalı bence. Kelleler gidecek. Gitmeden olmaz.

  • HHK diyor ki:

    Bir sektör, toplumun ihtiyaçlarını karşıladığı sürece; beklentiler, memnuniyet, kalite, innovasyon vb gibi değişkenleri mutlak barındırarak büyür ve gelişir. Sektörün bunu yapabilmesi için öncelikle toplumun ona ilgi duyması gerekir. Türk sinemanın eleştiri dünyasının gelişmesi için öncelikle toplumun bu alana ilgi göstermesi gerekir. Bunu da gene sinemacıların bu ilgiyi çekebilecek varyasyonlarda bulunmasıyla olur. Sermaye yapısı hızla büyüyen Türk Sinema sektöründe artık seyircinin fragman ve afiş yoluyla film seçme devrinin de bu devinim içinde tükenmesi gerekmektedir. Yaşanılan süreç muhteşem imkanlarıda kendi içinde barındırıyor. Bu gelişimle birlikte sinemaseverlere artık bir kaç eleştirmen ismini söyletmesini sağlayacak girişimlerin olması lazım.

  • fffatih diyor ki:

    Paralellik ilkesinin sonuçları olarak bir ülkedeki (en alakasız konular da dahil) diğer bir çok alan nasılsa sinema da eleştirisi de öyle olmak zorunda!(Büyük resim) Her konuyu ayrı ayrı tartışın; ekonomi, politika, sosyalizm, hukuk, eğitim, edebiyat, tiyatro, müzik, resim, fotoğraf…neredeyiz tüm bunlarda? Toplum bu malzeme bu. Bunu yadsıyarak kendi içine dönmüş bir “7. sanat sinema” dünyası oluşturmak ne kadar gerçekçi görünüyor.Hadi birileri yaptı, sonra?
    Minimalist sinema mesela. Çıkış noktası özgünlük iken, neredeyse sıradanlaşmaya doğru gitmeye başladı. Çünkü bu paralellik ilkesiyle beraber, kim bir gün kalıpları yıkıp bir şey yapacak olsa, içinde bulunduğumuz toplumun yukarıda anlattığım diğer alanlardan üzerine yapışan eksiklikler ya da çarpıklıklardan kaynaklı hastalık gelip onu hemen buluyor. Dönen bir diskin üzerinde iseniz ister istemez herkes aynı çizgiye kayma eğiliminde olacaktır.
    İzleyicisi olmayan sinema olamaz. İzleyiciniz ( ya da eleştirmeniniz) bu ise, ham maddenizin (konu, senaryo, prodüksiyon..vs) önemi azalıyor. Bu nedenle çok büyük bir güç (mesela devlet) çıkıp “bu alan bu ülkenin en büyük alanı olacak” diyerek, ve tüm diğer hastalıklardan onu izole edip, işin özüne yoğunlaşmayı eksiksiz bir şekilde yapmaya başlarsa bir ışık o zaman görülebilir.
    Eleştiri konusuna gelirsem..Tonla para harcayıp film yapmış ya da gişeye milyonları çekmiş adamı siz nasıl olur da eleştirirsiniz? Mantık şu; yapmayalım o zaman, American filmleri izleyin daha mı iyi? Alacağınız cevap budur.Ya da şudur; “emeğe saygı” “+rep” :)
    Diyorlar ki “türk sinemasına destek olunuyor gişe yapan film kalitesiz ya da çerezlik de olsa sektörü zenginleştirip, bir sonraki yapım için maddi ve manevi itici güç oluyor”

    Oluyor da sonuç ne?; 0+0+0+0+0+0+0=0

  • ailenizin doktoru diyor ki:

    Şu kadının SİYAD üyesi olabildiği ülkede hangi sinema eleştirmenliğinden bahsediyoruz biz?

    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15298252&tarih=2010-07-13

  • hegel diyor ki:

    Berna Moran’ın “Edebiyat Kuramları ve Eleştiri” adlı bir kitabı vardır. Orada sanat, eser, okur ve toplumdan bahseder. Eleştiriden, biçim içerik sorunundan, içeriğin değerinden bahseder. Edebiyatta yapısalcılık, ötesi ve Derrida’dan bahseder. Sinema da yazının ete kemiğe bürünmüş hali olduğuna göre, bunlara bir boyut daha ekleyip o gözle bakabiliriz. Yönetmen, hayal gücünü görselleştirebildiği ölçüde başarılıdır. Tabi önüne konulan hayal gücünü tasarlayan senaristin -kendi de olabilir- yaratıcılığı ölçüsünde. Yapısöküm tekniği sinemaya da uygulanabilir elbette. Ama sanat tarafı güçlü olan filmler tekniği alaşağı edebilirler. Devam edeceğim.

  • hegel diyor ki:

    Metin Erksan da bu işe çok kafa yormuş. Zamanında film eleştirmenlerinin başka bir adla anıldıklarını ve çok donanımlı olduklarını söyler. Fransız yeni dalgasını oluşturan yönetmenler de öncelikle Cahiers Du Cinema dergisinin yazarlarıydı. Sinemayı en az yönetmenler kadar iyi biliyorlardı; belki daha da fazla biliyorlardı. Yetenekli olanları yönetmenlikte de başarılı oldu. Bazıları iyi filmler çekebileceklerini hissetmelerine rağmen yönetmenliğe bulaşmayıp, mesleklerinin hakkını fazlasıyla verdi. Bu da sinema adına çok önemli bir tercihtir. Çünkü sinema kuramsal olarak da incelenmeye, anlaşılmaya muhtaçtır. Sinema eleştirmenlerinin farklı tercihleri ve üslupları olabilir. Önemli olan ne yazdıkları/anlattıklarıdır. Seyrettiğiniz filmle ilgili kafanızı açabiliyorsa, düşündürtebiliyorsa görevini yapmış demektir. Bunun içinde bütün önyargıları bir tarafa bırakıp, tamamen filme odaklanarak hareket etmek gerekir. Yönetmenin tercihlerinin sebeplerini derinlerden bulup çıkaran eleştirmen işinin hakkını veren kişidir. Yönetmenin, sahneyle ilgili duyguyu en iyi şekilde verdiğini sezen eleştirmen, bunu cümlelerinin arasına ustaca döküp anlatabilen kişidir. Kişisel ve nesnel arasındaki dengeyi iyi kurabildiği ölçüde, birikiminin de etkisiyle filmin hakkını verebilecektir eleştirmen.

  • Düd (author) diyor ki:

    Olay fffatih’in dediği gibi sıfıra sıfır elde var sıfır noktasına geliyor. Seyirci gelişmediği sürece değişecek bir şey yok. O gelişmeyi getirmek için ise ortak bir vizyon lazım. O da şu dönemlerde imkânsız görünüyor.

  • Düd (author) diyor ki:

    Sinema Turkuvaz dergisinin Ekim 2010 sayısında film eleştirisi üzerine geniş denilebilecek bir dosya konusu var. Sektörün pek çok alanından birçok kişiyle yapılmış röportajlar ve yorumlar dosyada mevcut. Bir kişi bile reklam dememiş, demişse de dosyaya konulmamış, o ilginç tabii.

  • bayram ışık diyor ki:

    Sinemanın en büyük sıkıntısı kendisini her an geliştiricek üstün tefekküre ulaşmış fikir adamlarından yoksun olmasıdır.Bu insanlar çok az ve nadir yetişirler.O insanlardan biri olan bir şair’Ben duvarda ezik bir böcekmiyim, yoksa tek damla kanda kainatı süzen bir mercekmiyim.’sözü sinemanın ruhuna derman olacak bir ilaçtır.Sinema dediğimiz o esrarlı perdenin iki yönü vardır.1. Sade Dünyaya bağlı olan.2.Manaya ve ulvi olana bağlı olan birincisi sade beyaz perdedir.İkincisi her an kendini yeniler o dünyamızdan değildir eşi benzeri olmayan bir güzelliği, anlatmaya çalışır ve her an ayaklarımızı yerden keser.Fakat Dünya ve ülkemizde sinemayla uğraşan yönetmenler ve eleştirmenler 2.guruba yabancıdır.2.grubun merkezinde yüce yaradan vardır.Sinemanın gerçek manada ruhu sade Allah‘içindir diğer hiç bir şeyi kabul etmez sade ona hizmet etmek için yaşar bu sebepten her an bir arayış ve yenilik içindedir.İnşaallah o gerçek manaya hasret duyan üstün tefekkür insanları gelir derdimize derman olurlar.

  • cem diyor ki:

    2. grup filmlerden bazı örnekler rica edebilir miyiz sayın Işık? Ben şahsen o manaya ve ruha erişmiş bu örneklerle tanışmak isterdim.

Yorum Yapın!

Yorum yapın, ya da trackback bırakın. Ayrıca yorumları RSS yoluyla takip edebilirsiniz.

Kibar olun, güzel yazın vs..

Şu tagları kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bu blogda Gravatar kullanabilirsiniz. Gravatar'a üye olun.

 
/* */