2010′da (şimdilik) neler buldum?
Kısa bir duyurunun ardından yazımıza geçeceğiz: Blogun artık bir Facebook grubu mevcut, yazıları oradan da takip edebilirsiniz. Hizmette sınır tanımamaya, İETT gibi büyümeye devam ediyoruz!
2010′un ilk gününde, bu yıl vizyona girecek filmlerden beni -öyle ya da böyle- heyecanlandıran filmlerden bahsetmiştim. O günden bugüne, yazıyı yazdığımı bile unutmuştum. 7,5 ay sonra geçen haftalarda yazıya yine denk geldim (ne şans), baktım bu listeyi unutmuş olmama rağmen listedeki filmlerin büyük kısmını izlemişim. O zaman bir bakalım hangilerini sevmişim, hangilerini sevmemişim dedim.. Baktım evet (şimdi saydım, 19unu izlemişim, 13ünü izlememişim, bu 13taneden 5i ise henüz tamamlanmamış veya Türkiye’de vizyona girmemiş zaten). Bu arada filmlerin büyük kısmı 2009 ama ben ilk yazıyı yazarken ülkemizde vizyona girmemişlerdi. Bazı filmler ise Türkiye’de hiç vizyona girmedi, onları da sayıverin işte.. İlk yazıyı yazdığım dönemde henüz izlememiştim.
Efenim filmleri diğer yazıdaki sıraya göre yazmaya karar verdim. Önce izlemediklerimi yazayım. İzlemediklerin varsa niye yazıyorsun diyeceksiniz, izlemediklerim arasında Inception dışındakileri izlemeyi düşünmediğimden (çıkmamış olanların ise çıkmasına daha epey olduğundan) yazayım dedim (o zaman ilk yazıda niye yazdın.. Sağdan soldan gelen yorumlar fikirleri değiştiriyor işte). Yazıyorum ne var.. Inception‘a ise yazacaksam da ayrı yazı yazarım zaten dedim, olay olacak ne de olsa.
World War Z‘in durumunun karışık olduğundan bahsetmiştim, hâlen öyle. En son Brad Pitt‘in yapım şirketinin film haklarını aldığı ve filmde kendisinin de oynayacağı söyleniyordu. Hâlen muğlak, merakla bekliyorum.. IMDB 2012 diyor, sitede gözükmese de Google aramasında Marc Foster ve Pitt’in adları görünüyor ancak Foster daha önce projeden çekilmişti. Hadi hayırlısı.
Legion çıktı ancak pek iyi eleştiriler almayınca izlemeye heves etmedim. Solomon Kane de henüz çıkmadı sanırım, çıktyısa da pek merak etmediğimden bakmadım, Clash of the Titans 3b’de batırılınca iyi eleştiri alamadı, onu da izlemedim. Salt henüz vizyona girmedi, Prince of Persia‘yı ise çok da merak etmediğimden henüz izlemedim ama her an izleyebilirim gibime geliyor. Repo Men de henüz çıkmadı. Black Dynamite aylardır duruyor ama bir türlü izlemek gelmedi içimden. Hatta bir kere açtım ama 5 dakika sonra kapattım.. Bir ara umarım. Robin Hood o kadar kötü eleştiriler aldı ki izlemek istemedim. Yine de Scott ve Blanchett hatrına bir ara izleyebilirim. Emin olamadım. The Green Hornet de henüz çıkmadı ancak fragmanı biraz iç karartıcıydı.. Dur bakalım. Alice in Wonderland‘e iyi diyen tek bir insan duymadım. İzlemedim o nedenle. Büyük bir Burton hayranı da olmadığımdan rahatım. The A-Team de henüz vizyona girmedi, evde izleyeceğim sanırım.
Eveeeet, şimdi gelelim izlediklerime (*lar sinemada izlediklerim, sizin için değil ileride kendim hatırlıyayım diye onlar):

The Road: Kesinlikle çok iyi bir film. O kadar fazla felaket sonrası film izledim, The Road kadar insanı daraltanını, böyle bir şeyin yaşanmasından korkutanını görmedim. Romanı kadar olmasa da son derece karamsar ve insanı boğan bir film.
The Book of Eli*: İlginç bir tecrübeydi. Ömrümde ilk kez bir film için “keşke hikâyeyi kısıp daha fazla içi boş aksiyon sahnesi döşeselermiş” dedim. Dövüş sahneleri o kadar muhteşem, senaryonun vardığı yer ise o kadar boştu ki bu yorumdan fazlasına gerek duymadım.
Kick-Ass*: İngiltere sinemalarında izlediğim bir film olarak hafızamda yer etse de genel kitlenin aksine filmde inanılmaz sıkıldım, özellikle 2. perdenin sonlarından itibaren kendini aşırı ciddiye alan havası beni inanılmaz sıktı ve tam bir hayal kırıklığı yaşadım. Hiç sevemedim. Ama benim dışımda bir dünya insan sevmiş. İlginç.
Daybreakers: Fazla bir beklentiye kapılmadan izlenirse keyif veren bir yapım Daybreakers. Ama sonlara doğru saçmalamaya başlaması kötü oldu. Çok daha iyi bir film olabilirmiş.
Rec 2*: Konuyu bağladığı yer itibariyle beni ilk filmden bile soğutacaktı neredeyse. Yok canım, hâlen severek izlerim 1. filmi. 2. film de kesinlikle sıkıcı değil ve seyri keyifli ama yapmayın şunu birader.. İlki hâlen favorim.
Iron Man 2*: İlkini hiç hatırlamıyorum. Sinemada izledim ve bayağı güldüm eğlendim. İlkinden iyiydi kötüydü diyemiyorum ama sanırım kötüydü (diyebiliyormuşum demek ki) zira konu biraz fazla uçuk ve saçmaydı bu filmde. Yine de son derece keyifli bir seyir.
Cop Out: İzlerken neredeyse uyuyakalabileceğiniz bir Kevin Smith filmi? Ben bile hayret ettim, kesinlikle KS’nin en en en kötü filmi, Jersey Girl‘dan bile kötü evet..
Date Night*: Güldüm mü? Güldüm. Beklediğim kadar güldüm mü? Hayır. Sıkıcı değil ama insan Tina Fey ve Steve Carell‘dan çok daha fazlasını bekliyor. En komik karakterin Mark Wahlberg olması biraz ilginç.
Up in the Air: Her yerde okuyabileceğiniz veya görebileceğiniz gibi bu senenin en iyilerinden. Reitman ustalığa doğru emin adımlarla ilerliyor, Vera Farmiga her filmiyle gözümde biraz daha kutsallaşıyor, başka kadınları beğendirtmiyor. Clooney ise Clooney işte, her zamanki kadar sevimli ve karizmatik.
Yahşi Batı*: Söylendiği kadar küfür içermese de Yılmaz’ın zayıf halkası olmuş. 2.3 milyon seyirciye rağmen zarar etmiş olması ise Cem Yılmaz’ın artık durulması gerektiğini gösteriyor, ki “içeriden” aldığım haberler sevindirici, duruluyor. Çok daha güzel işlerini seyredeceğiz Yılmaz’ın. Bir aksilik olmazsa tabii.
Ses: 2 şey için izledim: 1. Tabii ki Selma Ergeç. Yine beni büyüledi, hatta şu anda hatırladım dün gece rüyamda gördüm kendisini. Ehe. 2. Uygar Şirin‘in nasıl bir senaryoya imza atmış olduğunu görmek. Senaryonun kötü olması, en azından finalinin kötü olması beni biraz şaşırttı. Film boyunca nereye bağlanacağını merak ettim vs. ama o kadar kötü şekilde bağlandı ki Seyir Defteri köşesinde zaman zaman bazı filmlere inanılmaz ağır laflar edebilen Şirin’den bu kadar klişe bir metnin çıkması ilginçti. Kendi yazmamış olsa bu film hakkında neler yazardı diye düşünerek bayağı eğlendim.
Crazy Heart: Bu senenin en abartılmış filmi. Bridges’ın performansının abartıldığını düşünüyorum. Kötü değil ama abartıldığı kadar büyük bir performans yok ortada. Film de gayet normal. Bilemedim..
Sherlock Holmes*: Eğlendim. Gerisi çok da önemli değil. Downey Jr. filmlerinden artık tek beklentim bu galiba: Beni eğlendirebilmesi.

Shutter Island*: Kim ne derse desin, kesinlikle senenin en muhteşemlerinden, inanılmaz bir film. Sinemayı iliklerde hissettiren türden. Filmden çıktığımda dizlerim titriyordu o derece. Konu inanılmaz klişeymiş de, sonu baştan belliymiş de.. Söylüyoruz ama anlatamıyoruz, ne anlattığınız değil, nasıl anlattığınız çok önemli ve Scorsese sinemanın ne kadar büyülü bir şey olduğunu filmin her karesinde bize gösteriyor. Filmin sonunda olağanüstü bir sürpriz beklemeyin, olacaklar zaten belli. Bırakın film sizi sürüklesin, Scorsese neden Scorsese onu izleyin.
The Box: Çok iyi bir atmosferle başlıyor ama film 3. perdede öyle saçma sapan bir hale bürünüyor ki “yapma Kelly” demekten alamadım kendimi. İyi başlayıp çok kötü biten bir film. Evet, Kelly’de bir sinema tılsımı var ama düzgün metinlerle işe koyulmuyor. Hâlen ümtiliyim kendisinden.
Green Zone: Fazla kör gözüme parmak olsa da güzel bir film. Bourne serisi kadar kaliteli değil ama izlerken sıkmıyor.
The Imaginarium of Doctor Parnassus*: Pek sevemedim. Gilliam’ın derdini çözemedim. İlk yarıda bayağı sıkıldım. Isınamadığım bir film oldu.
Fantastic Mr. Fox: Filmi izlediğim gün şöyle yazmışım: Rushmore hâlen Anderson‘ın en iyisi ancak Mr. Fox da çok güzel, biraz daha fazla çocuklara hitap eden ama kesinlikle çok eğlenceli ve güzel bir seyirlik. Anderson tadı yerinde. Zoomları da orada . Karakterleri de muhteşem. Çok güzel bir seyir.
A Serious Man: Muhteşem. Yönetmenliğin ne olduğunu her bir karesinde hissettiren inanılmaz bir film. Coenlerin nasıl varlıklar olduğunu anlamak mümkün değil. Kesinlikle çok çok iyi bir film. Her ânı büyüleyici. Ne desem yalan, oturun izleyin. “Culture clash!”

Şimdi de izninizle hiç beceremediğim bir iş olan 2010′un şimdilik bana göre en iyilerini sunayım sizlere:
1- A Serious Man
2- Shutter Island
3- Kosmos
4- DeUsynlige (Troubled Water) (2008)
Un Prophete, Looking for Eric ve Pyeong-haeng-i-ron (The Chaser)* (2008) da aklımda kalan filmler olmuş.
Evet, sizin 2010 listelerinizi alalım bakalım.
Popülerlik: 100% [?]

Benim için sadece iki film var:
- Kosmos (Reha Erdem)
- Limits of Control (Jim Jarmusch)
Ben de yorumda bulunayım bari, çoğu fikirlerimi bilsen de:
-Çıkmadığın dediğin çoğu filmi çıkdı, gerçi belki da Türkiye’de çıkmadı demek isterdin ama belirtmediğin için belirtmiş olayım dedim.
-The Book of Eli: Aksiyon sahnelerinin iyi olduğuna da katılmıyorum.
-Up in the Air: Geçen senin en gerektiğinden fazla konuşulan filmlerinden biri.
-Shutter Island: Scorsese’nin en yavan filmlerinden. Artık ota boka crane kullanmak yerine özüne dönsün. Scorsese neden Scorsese = Taxi Driver.
-Fantastic Mr.Fox = Muazzam.
Ve benim top 5:
1-Fantastic Mr.Fox
2-The Cove
3-District 9
4-Funny People
5-The Messenger
1 – No One Knows About Persian Cats
2 – The Trotsky
3 – Kosmos
4 – Nothing Personal
5 – 77 Doronship
@Talat: Daha ilk pragrafta “henüz tamamlanmamış veya Türkiye’de vizyona girmemiş” yazıyor. Daha ne diyeyim :). District 9 Türkiye’de de 2009da vizyona girdiğinden bu listeye giremedi ama benim listemde de yukarılarda. Funny People tercihin için ise sadece WTF? diyebilirim..
@bçk: Entel geldin entel gideceksin üstad, azıcık Holivud izle.. The Tortsky’nin dvdsi çıksa da izlesek.. Çıkmıştır hatta belki de..
The Trotsky henüz karagarga.net’e düşmemiş. No One Knows About Persian Cats var ama full DVD sini koymuşlar, indirmeye değer mi bilemedim. Filmden elektrik alamadım. Ne dersin bçk?
efendim torrent sitelerinde film mevcut
öneririm,,,,müziğin otorite karşısında ki zaferi, ilham verici ….cilasız bir gönülçelen, temiz bir film :)
düd tarafından düzenlendi.
Yasadışı paylaşımları halka açık yerlerde yapmayalım lütfen :)
Valla 2010 için bir liste tutmadım ama Kosmos, Bal, A Serious Man, Toy Story 3 ve Up in the Air çok iyi filmlerdi. 2010 ilk 10′umda kesin olacak bu beşi.
Yorum Yapın!
»
Bilgi Paylaşımları PDF ve Özeleştiri
Paylaşıma Ara‘da yem atmıştım ama yutan olmadı, ben de kendim yapayım n’apalım dedim. Bilgi Paylaşımı bölümünde yer alan bugüne kadar yazdığım neredeyse tüm yazıları tek bir PDF dosyası halinde derledim ve bugün sizlerle paylaşacağım, ne …
Eylem Planı’na Hoşgeldiniz!

Burası benim evimmiş meğersem diyenlerin mekânı, Heri'nin Seli'yle tanıştığı, Titanic'in battığı, Deliliğin Dağı Eylem Planı'na hoşgeldiniz.Son Yorumlar
Arşiv
Sevdiklerim
Posta Servisi
Son yazılar
Bölümler
En Ünlü Yazılar
Geçidi Resim
Haftalık
Etiket Bulutu