Belgesel Tavsiyeleri
Bu yazının giriş kısmını uzun zaman önce, Belgesel İzleme Sanatı‘nı yazdığım sırada yazmıştım. O yazıyı şöyle bitirmiştim:
Efendim bir de bu sınıfların dışında kalan kişisel veya konu tabanlı diyebileceğimiz belgeseller var. … o belgesellerden de bahsetmeyi planlarken yazının aşırı uzadığını ve benim daha bahsetmek istediğim belgesellerin anca çeyreğinden bahsettiğimi farkettim. Bu nedenle o kısmı başka bir yazı olarak ayırdım. Üşenmez de bitirirsem başka bir yazıda da belgesel tavsiyelerim ile huzurunuzda olacağım efendim. Uzun zamandır yazı sözü vermiyordum, nostalji oldum.
Uzun zamandan sonra söz verdiğim bir yazıyı yazıyorum! Ben bile hayretler içerisindeyim. Ancak tabii ki bu yazıya başlamadan önce diğer yazıyı okumanızda yarar var. Zaten bu fazla uzun bir yazı olmayacak (hehe, yalan oldu bu yine).
Belgesel tavsiyeleri yazmaya kalkarsam blogun en uzun yazısını yazmam gerekeceğini farkettim. Zira her film hakkında az çok bir şeyler karalamak istiyorum ve bu şu an için imkânsız gibi bir şey. Dolayısıyla biraz alakasız gibi duran Belgesel İzleme Sanatı‘nı yazarken yazdığım kısım ile başlıyorum (o yazıyı tekrar okumak için bir sebep daha), sonrasında ise sizin üşenmeyip hazırladığımı sanacağınız, oysa ki Criticker‘ın bana 10 saniyede sunduğu “izlediğim belgeseller ve onlara verdiğim notlar” adlı çalışmayı bulacaksınız (size güzellik olsun diye konularına da ufaktan değindim, kızardınız sonra). İzlenmesi gerekenler hakkında yazmak istiyordum ama çoklar, kalın harflerle yazılanları kesinlikle izlemenizi tavsiye edeceğim. Notlara takılmayın, onlar bana filmin hissettirdiği duygularla alakalı şeyler. Örneğin Inconvinient Truth’un aslında bu listede olmaması lazım, kendisi bir belgesel değil Al Gore reklamı. Dolasıyla da notu 40.
Ya yine uzattık.. Buyrun:
Kişisel Belgeseller
(Belgesel İzleme Sanatı‘ndan devam:) Bir de politik yanlış/doğru içermeyen, sadece bazı şeyleri olduğu gibi anlatan belgeseller var. Bu türü nasıl açıklarım bilemedim, o nedenle sadece bazı örnek belgeseller yazacağım sadece.
Dear Zachary: A Letter to a Son About His Father izlemesi gerçekten yürek isteyen bir belgesel. İzledikten 2 gün sonra bile aklıma gelince beni gözyaşlarına boğabilen bir film. Konusu ise şu: en yakın arkadaşı cinayete kurban giden bir adam, ölen arkadaşının yeni doğmuş çocuğuna, babasını tanıyabilmesi için babasıyla ilgili bir belgesel hazırlamaya başlıyor. Ancak film öyle yerlere gidiyor ki, hakkında hiçbir şey okumadan (benim yaptığım gibi) oturun ve darmadağın, kıpkırmızı gözlerle paramparça olmuş bir ruh haliyle 2 3 gün sürünün. Böyle duygu yüklü bir film kendisi, bak yine daldım, yazıyı unuttum. Öhöm. Evet, bu aşırı duygu dolu inanılmaz acıklı belgesel Kişisel Belgesel sınıfına giriyor diyeceğim ancak ortalardan sonra cinayet olayından dolayı biraz adalet sistemine de sarıyor. Yine de genel olarak kişisel bir belgesel. Yalnız tekrar uyarıyorum, kesinlikle psikolojinizin kötü olduğu bir dönemde izlemeyin.
Kişisel belgesellere bir diğer örneğim Hoop Dreams. Bu bol ödüllü National Film Registry‘e de dahil edilmiş belgesel, 2 lise öğrencisi zenci gencin bir basketbol kariyerine sahip olabilmek için yaptıklarını uzun bir zaman çerçevesinde takip ediyor. Gerçekten büyük heyecan ve merakla insanı koltuğa çivilemeyi başaran kişisel bir belgesel.
Kişisel belgesellerin sinema tarihindeki en muhteşem eseri ise tahminimce Up Serisi‘dir (tahminimce çünkü henüz hiçbirini izleyemedim (güncel not: hâlen daha da izlemedim, böyle yüzsüzlük olmaz)). İlki 1964 yılında çekilen bu serinin konusu şu şekilde: Belgesel, farklı ekonomik sınıflarda bulunan 7 yaşındaki 14 İngiliz çocuğun hayatını anlatıyor. Hayatını diyorsak gerçekten de hayatını anlatıyor çünkü seri hâlen daha devam etmekte. 7 yılda bir bu 14 kişinin (katılmaya devam edenlerinin) hayatı çekilmeye devam ediyor. Böylece ekonomik sınıfın hayat üzerindeki etkisi araştırıyolar. Belgeselin şimdilik son ayağı 56 Up, önümüzdeki 2 yıl içerisinde çıkmış olacak. Ben de o gelmeden hepsini izleyeceğim umarım. Bu arada serinin ondan fazla ülkede de o ülkenin çocuklarıyla çekilen sürümleri var ve pek çoğu günümüzde devam ediyor.
Bir diğer örnek Deliver Us From Evil. Pedofil bir rahibin 30 yıldan uzun süre boyunca 100 den fazla çocukla (en büyüğü 13 yaşında) girdiği uygunsuz ilişkileri ve Vatikan’ın bu durum karşısındaki vurdumduymazlığını anlatan belgesel, son demlerine doğru tarafsızlığını biraz kaybetse de …
Burada yazmayı bırakmışım. Şöyle bitirelim: … tarafsızlığını biraz kaybetse de güzel bir belgesel. Din kurumların çürümüşlüğünü güzelce özetliyor.
-
-
Derin nefeeeeees… Fuuuu, oh be.
Şimdi gelelim izlediklerime ve aralarından tavsiye edeceklerime.
Format: Film Adı - (Yapım Yılı) – Verdiğim Not (anlamsız) – *: Varsa daha önce blogda adının geçtiği yazı – Kısaca konusu
A Crude Awakening: The Oil Crash (2006) 85 *: Birkaç on yıl içerisinde yaşanacak petrol krizi ve etkileri
Heima (2007) 85 *: Dünyanın en muhteşem müzik belgeseli
F for Fake (1974) 80: Welles üstaddan sinema üzerine saçmalamaca
Born Into Brothels: Calcutta’s Red Light Kids (2004) 75: Calcutta’da fuhuşa zorlanan çocukları fotoğraf ile kurtarma çabası
Burma VJ: Reporting from a Closed Country (2008) 75: Kapalı ülke Burma’da yaşananları dünyaya aktarmaya çalışan insanların hikâyesi
Capturing the Friedmans (2003) 75: Çok ilginç bir aile belgeseli
The Cove (2009) 75: Duymayan kalmadı artık sanırım, yunus katliamları üzerine bir belgesel
Dear Zachary: A Letter to a Son About His Father (2008) 75: Yukarıda yazdık
Fuck (2005) 75: Fuck kelimesi üzerine müthiş bir belgesel
Hoop Dreams (1994) 75: Yukarıda değindik
Jesus Camp (2006) 75: Önceki yazıda değindik
Visions of Light (1992) 75: Görüntü yönetimi üzerine, görüntü yönetmenleri ile yapılan röportajlar, ufuk açıcı bir belgesel
The Cutting Edge: The Magic of Movie Editing (2004) 70: Kurgu üzerine kurgucular ile yapılan röportajlar
Deliver Us from Evil (2006) 70: Yukarıda
The Fog of War (2003) 70
Global Metal (2008) 70
Grizzly Man (2005) 70
Man on Wire (2008) 70
Mustafa (2008) 70
Religulous (2008) 70
Taxi to the Dark Side (2007) 70: Guantanamo Bay’deki işkence olaylarını tarafsız bir şekilde anlatan etkileyici bir belgesel
This Film Is Not Yet Rated (2006) 70: Holivud’da filmlerin yaş sınıflandırmasının perde arkası, olanları görünce siz de şaşıracaksınız!
Waltz with Bashir (2008) 70
Bigger, Stronger, Faster* (2008) 65: Steroid kullanımı üzerine kişisel ve düşündürücü bir belgesel
In the Shadow of the Moon (2007) 65
The King of Kong: A Fistful of Quarters (2007) 65: İzleyeceğiniz en garip belgesellerden biri olabilir, Super Mario arcade’inde dünya şampiyonu olmaya çalışan bir aile babasının hikâyesi ve başına gelen inanılmaz entrikalar..
Lost In La Mancha (2002) 65: Terry Gilliam’ın Don Kişot’u çekmeye çalışırken başına gelenler, göz yaşartır. Ne mutlu ki Don Kişot’un çekimleri tekrardan başlamak üzere.
Metal: A Headbanger’s Journey (2005) 65
Monster Camp (2007) 65
My Kid Could Paint That (2007) 65: Çocuk yaştaki ressam, gerçek mi sahte mi?
Sicko (2007) 65
Super High Me (2007) 65
The U.S. vs. John Lennon (2006) 65: Amerika’nın Lennon korkusu!
Where in the World Is Osama Bin Laden? (2008) 65
Anvil! The Story of Anvil (2009) 60: İnanılmaz garip bir yaşam öyküsü, efsane olmanın eşiğinden dönen Anvil elemanlarının günümüzdeki hayatı.. Yer yer acıklı ve kesinlikle çok garip..
The Five Obstructions (2003) 60
King Corn (2007) 60: Amerikan toplumunun neden tamamen mısırdan oluştuğunu anlatan, ekonomik altyapısnın nasıl kurulduğunu da gösteren kişisel ve ilginç bir yapım.
Murderball (2005) 60
2 Dil Bir Bavul (2008) 60
Small Town Gay Bar (2006) 60: Eşcinsellerin yaşadıkları zorlukları daha iyi anlayabilmek için
Spellbound (2002) 60
Super Size Me (2004) 60
War Photographer (2001) 60: Savaş fotoğrafçısı James Nachtwey hayatından bir kesit. İnanılmaz etkileyici.
What the #$*! Do We Know?! (2004) 60: Ufuk genişletmeye son derece uygun, kuantumdan normal fiziğe, alt üst eder..
Who Killed the Electric Car? (2006) 60: Petrolcülerin elektrikli araba düşmanlığı! Korkunç
Life After People (2008) 55
Punk: Attitude (2005) 55
Screaming Masterpiece (2005) 55
An Inconvenient Truth (2006) 40
Gördüğünüz gibi çok sevdiğim belgeseller izlemişim ve hepsi hakkında da konuşmak istiyorum ama ne kadar geveze olduğumu da biliyorsunuz. Olmayacak o iş o nedenle : (. Neyse, ben tavsiyelerimi yaptım ve yenilerini izlemek için yola koyuluyorum. Bir iki tanesini seçer de izlerseniz ne ala. Üşenmez de siz de “şu şu belgesel güzel bence bir izle” derseniz bu blog da azıcık amacına hizmet etmiş olur, şu insanı mutlu etmiş olursunuz.
Popülerlik: 28% [?]

İkisi de gıda endüstrisi ile ilgili olacak ama Food, Inc. ve Earthlings’i önerebilirim. Sen zaten iyi bir derleme yapmışsın. Bi de izlemeyip de tavsiye edebileceklerim var: The Yes Men Fix the World (en çok merak ettiğim bu), Midnight Movies: From the Margin to the Mainstream, Zizek!, Bukowski: Born into This, The Story of The Weeping Camel, Patti Smith: Dream of Life. Bunları da izlemeli.
Sormadan edemedim, Waltz with Bashir’in listede ne işi var yau?
Bir kısmını indirmeye başladım bile, teşekkürler. Dün The Tillman Story diye bir belgeselin fragmanını izledim, şimdi onu merak ediyorum ama bulamadım henüz.
Zizek’in bir de kendi hazırladığı The Pervert’s Guide to Cinema var. Bayağı ilginç bir belgesel ama Zizek’in filmleri psikanalitik yönleriyle inceleyişini 2 saat boyunca izlemek kolay değil. Bir gün elbet bitireceğim onu da :).
Listeyi dediğim gibi Criticker.com hazırlıyor, Waltz with Bashir de otobiyografik olduğundan sanırım belgesel olarak da etiketlenmiş.
Ben de sen hazırladın sanmıştım listeyi. Hayal kırıklığına uğrattın beni Eylem. Beni yeni yazar sanman da cabası. Ehehe!
The Pervert’s Guide to Cinema’yı seyredeyim demiştim bir ara ama iyi konsantre olmak lazım. Velhasıl seyredemedim tamamını.
Waltz with Bashir için de söyleyebileceğim tek şey var, o da bir belgesel olmadığı.
Yorum Yapın!
»
Bilgi Paylaşımları PDF ve Özeleştiri
Paylaşıma Ara‘da yem atmıştım ama yutan olmadı, ben de kendim yapayım n’apalım dedim. Bilgi Paylaşımı bölümünde yer alan bugüne kadar yazdığım neredeyse tüm yazıları tek bir PDF dosyası halinde derledim ve bugün sizlerle paylaşacağım, ne …
Eylem Planı’na Hoşgeldiniz!

Burası benim evimmiş meğersem diyenlerin mekânı, Heri'nin Seli'yle tanıştığı, Titanic'in battığı, Deliliğin Dağı Eylem Planı'na hoşgeldiniz.Son Yorumlar
Arşiv
Sevdiklerim
Posta Servisi
Son yazılar
Bölümler
En Ünlü Yazılar
Geçidi Resim
Haftalık
Etiket Bulutu