Bir Savaş Filmi Olarak Black Hawk Down
Aşağıdaki yazıyı 2009′un ekim ayında yazıp beğenmediğim için yayımlamamıştım. Şimdi tekrar okudum da geyik yazmışım, okurken eğlendim. Ciddiye almadan, sadece eğlenmek için okumanızı öneririm, yoksa böyle film yorumu olmaz : ).
Buyrun:
–
Haftalardır klasikleri izlemekten artık içim dışım siyah beyaz suç filmi oldu. Yok o onu öldürdü, bu buna tuzak kurdu, şu şunu kandırdı.. Dedim yeter, şöyle bir 2000ler filmi izliyeyim, azıcık da rahat bir film olsun, kafam rahatlasın. Ridley Scott‘ı da severim, dedim hadi Black Hawk Down izliyeyim. Demez olaymışım diyorum. Aşağıda size filmin özetini geçeceğim, izlemediyseniz okumayın diyeceğim ama çok da izlenilesi bir film değil, çok da sallamayın bence (Güncel not: mutlaka okuyun derim, eğlenceli yazmışım (ah ego vah ego).

Öncelikle film boyunca kimin kim olduğunu anlamak pek mümkün değil. Zaten isim hafızam yoktur, bir de 39 adet karakterin olduğu bir filmde (ki gerçek olayda 100 imiş, film için 39a düşürülmüş) isim misim hafızada kalmıyor. Einstein olsanız da kalmaz. Gerçeklikten biraz uzaklaşıp seyirci anlayabilsin diye kasklara soyadlar yazılmış ancak benim için onun da işe yaramadığını belirtmek istiyorum.
Şimdi bir üs var Somali’de, bir binada rehineler var, onların oradan çıkarılması lazım. Amerikan Rangerları ve Delta Force falan da gelmiş. Delta Force otorite tanımayan şımarık ipneler modunda üste takılıyor. Bunu da yemek sırasını hiçe sayan ve Legolas Orlando Bloom‘un önüne kesen Hulk Eric Bana‘dan anlıyoruz. Sonra Rangerların komutanı ile Delta Forceların komutanı (Prison Break‘teki polis) biraz takışıyorlar.

Rehinelerin çıkarılması için bir operasyon hazırlanıyor, görev için biçilen süre: 30 dakika. Askerler hazırlanmaya başlıyor, burada bir asker ağırlıktan kurtulmak için yeleğinin arkasındaki kurşun geçirmez plakayı çıkarıyor. Bir önceki yazıda da belirttiğim gibi, bir nesne gözünüze sokulursa ileride onunla ilgli bir şey olacaktır. –ufak spoiler– Keza sırt plakasını çıkaran asker sırtından vurulup öldürülüyor bir ara. 30 dakika sürecek diye su almıyorlar, suları bitiyor falan filan.. –spoiler biter– Scott’tan beklenmeyecek denli kör gözüme parmak hareketler. Tha Faculty‘de başrolde oynayan eleman burada rütbe atlıyor ve birliğinin başına geçiyor. Başka bir askerle konuşurken “sadece bu gün iyi geçsin istiyorum” diyor. Buradan görevin 30 dakika değil saatler süreceğini anlıyoruz, öyle oluyor.
Efendim görev başlıyor, helikopterden bir adam düşüyor, sonradan öğreniyorum ki Orlando Bloom‘muş, ben de tüm film boyunca neredeydi diyorum. Bir de rolü alabilmek için Scott’a “sırtı kırılan adam neler hisseder çok iyi bilirim, ben de kırdım, çok iyi oynayabilirim” demiş. Sırtı gittikten sonra hiç sahnesinin olmaması ironik olmuş. Zaten kastığı aksanı da çok fenaydı, iyi ki gitmiş.

Sonra Sopranos‘dan fırlama 20 yıldır sigara içen adam gırtlağıyla klişe deli komutanımız geliyor. Herkes siperde, üstlerine yoğun ateş ediliyor ve bu amcam karakter gereği hiçbir şeyi sallamadan milletle tokalaşıyor, ateş edenlere bakmıyor falan. Kafasının yanına kurşun geliyor yürümeye devam ediyor. Böyle dehşet bir karakter. Evet, dehşet. Bir ara bunlar arabada giderken önce bu boğazından yaralanıyor ama sadece kurşun sıyırmış, sonra arabanın ön camı patlıyor, şoförün yüzü dağılıyor, dümene uzanıyor ve gaza basmaya devam et diyor sadece. Böyle dehşet bir karakter.
Sonra pilotunu Entourage‘daki Ari Gold olan helikopter düşüyor. Ari ölüyor : (. “We will leave no man behind” (geride kimseyi bırakmayacağız) mottosuyla hareket eden yüce Amerikan ordusu hemen helikopterde kalanları kurtarmaya gidiyor.

Çok sıkıldım motora sarıyorum bundan sonrasını:
Sonra bir helikopter daha düşüyor. İçeride bir kişi sağ kalıyor o da Pulp Fiction‘daki Pumpkin’e benzeyen bir adam. Saatlerdir çevrede dolanıp istihbarat sağlamaya çalışan helikopterdeki elemanlar (bunlardan biri de 24‘deki en sevdiğim karakter olan güvenlik Aaron) ikinci düşen helikopteri kurtarmaya gitmek istediklerini söylüyor (bunlar arkada oturuyorlarmış tüm film, ben farketmedim). Bu Tim Roth‘a benzeyen asker 30 40 kişiyi öldürdükten sonra gelip bunu yaralı bir şekilde kurtarıyor bu ikisi, sonra bunlardan biri ölüyor diğeri kaçıyor, Tim Roth çakmasını ele geçiriyorlar. Prop departmanı fotoğraf çekmeyi unuttuğundan burada adamın baktığı kadın ve çocuk fotoğrafı da Eric Bana’nın ailesiymiş. Evet. Adamı ele geçiriyorlar (güncel not: son birkaç cümlede ne anlattığımı hiçbir şekilde anlayamadım). Bu karakter sonra serbest bırakılıyormuş ama bunu filmin sonundaki yazıdan öğreniyoruz, peki o zaman neden ele geçirildiğini görüyoruz diyeceksiniz, bir asker buna konuşuyor esir düşerken, siz başımızdakini öldürünce bitecek mi sanıyorsunzu bu savaş, bitmeyecek falan diyor, onun için yakalmışlar bunu. O yani.

Sonra bir grup ilk enkaza gitmeye çalışırken bir binada sıkışıp kalıyor, aa bak kahve yapan iğrenç Amerikan aksanı taklidi ile Ewan McGregor var onu yazmayı unutmuşum. O da kahve yapmayı bırakıp gidiyor savaşa ama savaşta bile kahve yapıyor falan. Bu karakterin esinlendiği adam gerçekmiş ama adam sonra çocuk tecavüzcüsü çıkınca adı değiştirilmiş falan.
Sonra bir de silah seslerinden sağır olan bir askerle kankası var, bunları unutuyorlar bunlar sonra birliği buluyor, bunlardan birini kurtaracak diye biri ölüyor arada falan. Sonra helikoptere yerlerini belirtmek için sinyal gönderen bir alet atmaları lazım ama alet ilk kattan çekmiyor, aksiyona girip çatıya atıyorlar falan, bu arada üsse dönen Eric Bana ve dadaşlar tekrar cepheye dönüp bu binada sıkışanların cephesinden gelip kurtarıyorlar bunları bombardımandan, bu arada Sopranos fırlaması komutan da üsse dönmüştür, onlar da en son yaralı yaralı gelip herkesi kurtarıyorlar. Bu arada BM (UN) askerleri falan geliyor ama bizim elemanları araçlara almayıp üsse dönüyorlar, askerler de koşarak üsse dönmek zorunda kalıyor falan.
—
Diye de bitirmişim. Bu nasıl bir özettir, nasıl bir anlatımdır, kendime hayran kaldım. Helal olsun bana. Ne filmmiş be yalnız, tekrar izleyesim geldi.
Popülerlik: 7% [?]

Çılgın bir inceleme olmuş. :) Yanlız yiyecek ya da içecek tüketirken okumayın, monitör temizlemeyle uğraşmayın, yazıktır size. :)
Hehe, bir kişiyi bile güldürebildiysek amacımıza ulaştık demektir :)
Filmi vaktiyle sinemada izlediydim.Bir daha dönüp bakmaya vaktim olmadıydı.Şimidi yazıyı okuyunca mevzuyu yeniden izlemiş kadar oldum.Yorum,tasvir şahane gerisi bahane.
Güzel olmuş;bir yandan güldüm bir yandan okudum. :)
Düddürü dünya filmi izlemedim ama zaten izlemem diye yazını okuyayım dedim. Zaten yazının başında da izlemeyin demişsin daha da rahatlayıp okudum :)
O nasıl film yorumudur öyle. Dünyanın en yüzeysel yorumu olmuş ama sevdim ben. Bu filmler böyle maalesef :) Yapçak bişi yok.
Şukela veriyorum sana ve yüzeyselliğine :)
Yorum Yapın!
Sinema 101 »
Bilgi Paylaşımları PDF ve Özeleştiri
Paylaşıma Ara‘da yem atmıştım ama yutan olmadı, ben de kendim yapayım n’apalım dedim. Bilgi Paylaşımı bölümünde yer alan bugüne kadar yazdığım neredeyse tüm yazıları tek bir PDF dosyası halinde derledim ve bugün sizlerle paylaşacağım, ne …
Eylem Planı’na Hoşgeldiniz!

Burası benim evimmiş meğersem diyenlerin mekânı, Heri'nin Seli'yle tanıştığı, Titanic'in battığı, Deliliğin Dağı Eylem Planı'na hoşgeldiniz.Son Yorumlar
Arşiv
Posta Servisi
Sevdiklerim
Bölümler
En Ünlü Yazılar
Geçidi Resim
Haftalık
Etiket Bulutu