Sapak ve Türkiye'de Kısa Film
Filmi izlemek için tıklayın. İzlemeden yazının geri kalanını okursanız ben sorumluluk kabul etmiyorum, arada hikâyeye dair şeyler söyleyebilirim gibime geliyor ki bu notu da onlardan birini söyledikten sonra yazdığıma göre siz iyisi mi izleyin.

Sapak 2008′de çekilmiş ve 2008 sonlarından itibaren bolca festivalden bolca ödülle dönmüş bir kısa film. Ufak birkaç sorun dışında (ki planların yarısının net olmaması çok da ufak bir sorun değil) gayet iyi bir kısa film. Her ne kadar ödüller kalite ve iyiliğin göstergesi olmasa da Sapak aldığı ödüllerinin tamamını hak ediyor diye düşünüyorum. Tabii Türkiye’de çekilen kısa filmlerin %95′inin çöp olmasının da bunda payı var. Bunu film kötü anlamında değil, karşısında durabilecek fazla rakip yok anlamında diyorum. Hatta kaliteli kısvesi altında bize kakalanmaya çalışılan, Müşfik Kenter’in bir sahnede seslendirme yapması ve 1 2 güzel bilgisayar animasyonu dışında hiçbir numarası bulunmayan Bir Kaplumbağa ve Tavşan Hikâyesi’nden çok daha iyi bir film. Umarım bu filmi çekenler ödül törenlerine çıkıp “biz de ekip olarak yurdun 4 bir yanına dağıldık, ödülleri topluyoruz” gibi mütevazı söylemlerde bulunmuyorlardır.

Sapak için yapabileceğim en kısa ve güzel yorum sanırım en kötü filmimiz böyle olsun olacaktır. Ülkemizde çekilmiş, çekilmekte olan ve çekilecek olan filmler düşünüldüğünde, film gerek hikâyesi, gerekse de teknik yönüyle iyi bir yerde durmayı başarıyor.
İnanılmaz derin alt metinler içermeyen, hatta gayet düz diyebileceğimiz bir mantıkla akan bir film Sapak. Özetle bir katilin doğuşunu ve doğum sonrası sancılarını izliyoruz. Açıkcası Yönetmen Fırat Mançuhan ve Görüntü Yönetmeni Meryem Yavuz‘u ortaya koydukları teknik başarıdan dolayı takdir ettim (senaryo eleştirmesini senaryodan anlayanlara bırakıyorum). Teknik anlamda ortaya koydukları işin kalitesi bize hiçbir şeyin rastlantı olmadığını gösteriyor. Bu bağlamda beni rahatsız eden tek yer, doğallıktan uzak son plan oluyor. 13 dakika boyunca gayet doğal akan film, gerek bu sahneye olan geçişle, gerekse de sonrasında gelen kamera hareketleriyle doğallığını yitiriyor. Yine çok etkileyici bir sahne, karakterin tüm psikolojisini, hikâyesinin başlangıcını gözler önüne seren, ustaca kurgulanmış bir sahne ancak kamera hareketinin doğallıktan uzaklığı biraz soğutuyor insanı. Yine de en kötü kamera hareketimiz böyle olsun :).

Aslında bu yazıda, bu filmden çok, Türkiye’deki kısa filmcilerden bahsetmek istiyorum. Bu filmde, senaryosu dışında, kısa filmle ilgilenen bir kimsenin erişemeyeceği herhangi bir şey yok. Filmin başarısı, kamera arkası ekibinin teknik ve teorik bilgi ve tecrübelerinden geliyor tamamen. Hiçbir plan, hiçbir sahne rastlantı ile çekilmemiş, hepsi planlanmış ve hepsinin bir anlamı var. Hiç üşenmesem ve hiç kıskanmasam oturup filmdeki her karenin anlamını burada anlatabilirim. Bunu sağlamak kolay değil, öncelikle teorik bir bilgi birikimi ve ne yaptığını bilen insanlar gerektiriyor. Bizdeki gibi akla gelen her fikrin iki dakikada çekilmesi ile olacak bir iş değil. Birkaç gün içerisinde Sinema 101 kapsamında filmin teknik bir dökümünü yapacağım, o nedenle şu anda fazla ayrıntıya girmiyorum. Hikâyenin görselle nasıl aktarıldığına iyi bir örnek Sapak.
Pek çok kısa filmci genç, bu filmi izleyip “abi adamlar işi biliyoo yaaa” ya da daha kötüsü “o kadar ekipman bende olsa ben de yapardım yaa” diyecekler. Açık konuşuyorum: NAH yaparsınız. Lafım herkese değil tabii, o gideceği yeri bilir. Aceleciliğimizden, doyumsuzluğumuzdan, kendimizi özel sanmaktan ötürü bazı şeyleri yediremiyoruz. Çektiğimiz filmlerin kötü olduğunu bile anlayamıyoruz. Bağımlılığı alt etmenin ilk kuralı, bağımlı olduğunu içten bir şekilde kabul etmektir. Kötü film çektiğimizi kabullenmeden, daha iyisini çekemeyiz. Önce kötü film çektiğimizi anlamalı, sonra bunu düzeltmek için neler yapabiliriz onu konuşmalıyız.
Yani örneğin bu filmdeki planların neredeyse yarısı, ki bunların bazıları çok kilit kadrajlar, net değil. Başka herhangi bir film olsa delicesine eleştirirdim. Ama bu filmde bunu anlayışla karşılayabiliyorum. Çünkü bu insanlar bana çıkıp o sahneyle ilgili bir mazaret sunsalar (ki sunmasınlar, sevmem öyle şeyleri), samimiyetlerine inanırım, ortaya koydukları işten filmlerinin her karesinden seyirciye saygı duydularını anlayabiliyorum. Bir imkânsızlık vardı ki bu planlar netlenememiş, ha keşke onlar da olsaymış, bir dahakine o da. Ama daha kadraj kurmayı bilmeyen adam bir planı netleyemediğinde bunu sırf üşengeçlik veya bilgisizliğinden yaptığını görebiliyorum. Fark da burada yatıyor.
O nedenle de son kez diyorum ki en kötü kısamız böyle olsun. Öyle iyi filmler çekelim ki Sapak’ı izleyenler “böyle boktan film olur mu?” desin. Şu blogda çok uçuk şeyler dile getirmişimdir ama herhalde aralarından en uçuğu bu oldu.
Popülerlik: 11% [?]

O bahsettiüin film 16mm değil. Biraz zor çeker zaten.
Haha! Evet, nerden aklımda öyle kaldı hiç hatırlamıyorum. O zaman durum da fena olum :). Düzelttim.
Yorum Yapın!
»
Bilgi Paylaşımları PDF ve Özeleştiri
Paylaşıma Ara‘da yem atmıştım ama yutan olmadı, ben de kendim yapayım n’apalım dedim. Bilgi Paylaşımı bölümünde yer alan bugüne kadar yazdığım neredeyse tüm yazıları tek bir PDF dosyası halinde derledim ve bugün sizlerle paylaşacağım, ne …
Eylem Planı’na Hoşgeldiniz!

Burası benim evimmiş meğersem diyenlerin mekânı, Heri'nin Seli'yle tanıştığı, Titanic'in battığı, Deliliğin Dağı Eylem Planı'na hoşgeldiniz.Son Yorumlar
Arşiv
Sevdiklerim
Posta Servisi
Son yazılar
Bölümler
En Ünlü Yazılar
Geçidi Resim
Haftalık
Etiket Bulutu