Kemik – Kısa Film
Ahmet Turgul 2002′den beri irili ufaklı pek çok projeyi hayata geçirmiş (benden sadece bir yaş büyük olduğunu da göz önüne alırsak kendisini dövmek istediğimi belirtirim, Ahmet kişisel algılama birader) bir isim. En son geçen sene Ölüler’i çekmişti. Ölüler hiç ısınamadığım ve fazla sevemediğim bir film olmuştu. O nedenle Kemik’in başına oturduğumda yine benzer ağırlık ve zorlukta bir film bekliyordum. İkisi de yine mevcut, ancak bu sefer çok güzel bir şekilde.
Kemik kesinlikle çok karanlık bir film. Her yönüyle, hikâyesiyle de, atmosferiyle de, görüntüleriyle de karanlık bir film. Bu tarz bir filmin insanı boğması çok olasıdır (Ölüler’de başıma gelen buydu). Ancak gerek müzik kullanımı gerekse de başarılı kurgusuyla Kemik, insanı boğsa da asla sıkmıyor. Koltuğa hapsediyor, sonunu bekletiyor. Filmde yaratılan atmosferi gerçekten çok sevdim, ikinci kez izlerken bile ne ileri sardım, ne de ilgimi başka bir tarafa verebildim. Bunu sağlayan en önemli unsur müzik ve ses kullanımı. Jenerikte kayıt, miksaj ve besteleri kimin yaptığının yazılmamış olması açıkcası inanılmaz garibime gitti. Unutulduklarını düşünüyorum. Yahu Ahmet, Dimebag’in gitar tonunu her yerde tanırız, Pantera yazmayı unutmazsın da bunları nasıl unutursun? Kim ortaya koydu bu eseri, ben bilmek istiyorum. Açıkla biraderim. Yalnız miksaj da demişken orada da ufak tefek sorunlar var. Affedilemeyecek şeyler değil, ayrıca düzgün ayarlanmış bir set monitörün karşısında kısa bir çalışmayla rahatlıkla düzeltilebilir.
Evet, ne diyorduk? Hah müzik ve ses. Aslında müzik ve ses filmin hem en iyi hem de en kötü tarafı. Dış ses için tercih edilen kişinin ses tonu ve diksiyonu ne yazık ki filmi kaldıramıyor. Bu tercihle bazı şeyler anlatılmak istenmiş olabilir tabii ancak özellikle de diksiyon açısından ben yeterli görmedim. Bir arkadaşım “tiyatrocu değil müzisyen adam, daha iyi olmuş” dedi. Bu da mantıksız değil aslında. Buna tam bir tezat teşkil edecek şekilde ses efektleri ve müzikler çok iyi. Yukarıda da dediğim gibi sizi resmen hapsediyor. Buradaki müzik bize ne hissetmemiz gerektiğini anlatmaktansa karakterin neler hissettiğini anlatıyor. Nefes‘te tam tersi bir etki hissettiğimi belirtmiştim hatırlarsanız. Başarılı görsellerle beraber, müzisyen arkadaşımızın hissetiklerini çoğu yerde anlayabiliyoruz. Cinnet sahnesini hâlen daha fazla abartılı buluyor olsam da ikinci izlemede daha anlaşılır olduğunu farkettim.
Bir de Ahmet, o kemik ne kemiği birader? O kemiğin ve bulunduğu yerin özel bir anlamı varmış gibime geldi ancak çözemedim tabii.. Belki de yoktur.
Kemik bir müzisyenin hikâyesi. Ahmet de benim gibi “kariyer basamaklarını tırmanmaya” müzik ile başlamış, sonradan rota sapmış. O nedenle bir müzisyenin hikâyesini anlatmayı tercih etmesi normal. Hayatınızda bir dönem müzikle uğraştıysanız veya hâlen uğraşıyorsanız size çok tanıdık gelecek şeyler olacak filmde. Bende oldu en azından. Kemik aslında bir müzisyenin değil, yaralı bir ruhun hikâyesi (kandırdım evet). Yaralı bir sanatçının ruhu. Karanlık bir ruh. Her zaman olduğu gibi yine senaryoyu fazla deşmiyorum.
Ahmet, kendisinden beklemeyeceğiniz kadar alçakgönüllü birisi. Ölüler’in çekiminden kısa bir süre önce tanışmıştık, ekibiyle bir buluşmaydı sanırım, ben nasıl denk gelip de o ortama girdim hatırlamıyorum. Ancak benim gibi hiç tanımadığı birinin bile daha senaryoyu dahi okumadan yaptığı tüm yorumları dinleyen (gerçekten dinleyen, bir insanın gözlerinden sizi dinleyip dinlemediğini anlayabilirsiniz), dikkate alan birini görmek beni şaşırtmıştı. En büyük şaşkınlığı ise o buluşmadan 6 7 ay sonra filmin teşekkürler kısmında adımı görünce yaşadım. Bir film jeneriğinde en çok dikkat ettiğim ve önem verdiğim yer teşekkür kısmıdır (Ben Kimim? sayfasında bu teşekkürleri listelediğimi farkedebilirsiniz). Sadece 15 dakikalık muhabbetimizi bile değerli görmüş ve yazmıştı Ahmet. Paha biçilemez bir erdemdir bu gözümde. O zaman edemediğim teşekkürü ben de buradan edeyim kendisine. Teşekkürler Ahmet.
Efendim kısa filme hep destek, tam destek. Yalnız ”abicim çok bomba olmuş eline sağlık” demeyi destek olarak görmüyorum. O nedenle (adımın ukalaya çıkmasını sağlamış olsa da) her zaman olduğu gibi kötü bulduğum yerleri de utanmadan ve çekinmeden yazdım. Birbirimizi eleştirmeden ilerlememiz mümkün değil. Tabii bunu doğru bir şekilde yapmak önemli. Kırıcı olduğum veya haksızlık yaptığım yerleri tespit ederseniz belirtmekten çekinmeyin. Burada yazdıklarımı zaten Ahmet’e iletmiştim o nedenle gönül rahatlığıyla sizinle de paylaşıyorum.
Siz ne diyorsunuz sayın okurlar? Sapak’a hiç yorum gelmedi, buna da mı yok?
Popülerlik: 30% [?]

Kemik’i bu yazıyı okumadan bir kaç gün önce izledim. Ahmet’i kişisel olarak tanımasam da bütün filmlerini öyle ya da böyle izledim. İzlediğim ilk filmi “Zor” benim için en iyi filmidir. Ondan sonra yaptığı işleri nedense pek sevemedim. Kemik’i de genel olarak vasat buldum. Öyle şu şu sebeplerden değil, genel yapısı olarak vasat; her şeyden biraz var ama hiçbiri tam değil.
Böyle işte.
Bence de vasat bir kısa. En önemli eksiklikler şu bence:
1-Aynı hikaye 4 dakikada çok daha etkili anlatılabilirdi, yani gereksiz yere uzun olmuş.
2-Dışses kullanmak üzerine bir yazı yaz bence eylem çünkü şimdiye kadar çok az filmde iyi bir şekilde kullanıldı. Bu da onlardan biri. Çekimleri ve anlatılacak hikayenin seyirciye ulaştırma işini kolaylaştırmak için en uygun yöntem gibi görünebilir, şahsen hiç olmasa yine anlaşılırdı bence.
3-Müzikle uğraşan bi karakter olmasına rağmen bunu sadece bir monitor ekranı karesi ile göstermek çok yetersiz kaldı bana kalırsa.
Dış sesi iyi kullanan bir film olarak “Barry Lyndon – Stanley Kubrick” tavsiye edebilirim -Talat- sana.
Film bana kişisel bir seviyede hitap etti sanırım. O nedenle bayağı bir sevdim, sebeplerini açıklamak zor. Ama iyi bir atmosferi olduğunu düşünüyorum.
Uzunluk konusundaki eleştirilere katılabilirim ancak her zaman güçlü görseli savunan biri olsam da bu filmin dış sessiz aynı etkiyi verebileceğini düşünmüyorum. Yani kuramadım kafamda en azından. Düşündüm de yani bu konuyu, ancak şahsen ben bir çözüm bulamadım.
Hiçkok’a göre en son başvurulacak şeydir dış ses, dış sesin olmadığı yerde ya tamamen gereksiz bir yan karakter yaratmanız gerekir ya da görüntüyle işi kotarabilmeniz gerekir ancak görüntü de her zaman yeterli olmayabilir. Dış ses gerçekten de ayrı bir yazıyı hakeden bir konu ama çok da bilgili olduğum bir konu değil. Şu Barry Lyndon’ı ben görüntü teknikleri için çekmiştim ama demek bir de dış sese dikkat edeceğiz şimdi :).
Bu arada Ahmet’ten cevap geldi, elindeki looplardan vs.lerden yapmış filmin ses ve müziklerini. Tebrik ediyoruz buradan kendisini tekrar :).
Yorum Yapın!
»
Bilgi Paylaşımları PDF ve Özeleştiri
Paylaşıma Ara‘da yem atmıştım ama yutan olmadı, ben de kendim yapayım n’apalım dedim. Bilgi Paylaşımı bölümünde yer alan bugüne kadar yazdığım neredeyse tüm yazıları tek bir PDF dosyası halinde derledim ve bugün sizlerle paylaşacağım, ne …
Eylem Planı’na Hoşgeldiniz!

Burası benim evimmiş meğersem diyenlerin mekânı, Heri'nin Seli'yle tanıştığı, Titanic'in battığı, Deliliğin Dağı Eylem Planı'na hoşgeldiniz.Son Yorumlar
Arşiv
Sevdiklerim
Posta Servisi
Son yazılar
Bölümler
En Ünlü Yazılar
Geçidi Resim
Haftalık
Etiket Bulutu