Bilgi Paylaşımı

Bildiğim kadarının anlatabildiğim kadarı bu bölümde. Genel ve Sinema 101 olarak ikiye ayrılmış durumda.

Blog

Konu dışında kalan, normal blog yazıları, güncellemeler, duyurular vs. vs..

Film Yorumları

İzlediğim filmlerle ilgili saçma sapan yorumlar. Bence çok ciddiye almasanız da olur.

Sinema 101

Adı üzerinde Sinema 101. Bilinmesi gerektiğini düşündüğüm en temel konular hakkında bildiğim kadarı.

Ve Diğerleri

Hikâyeler, olaylar vs.ler

Ana Sayfa » Blog

Neden bu kadar Dram?

Yazan Düd, Monday, 7 September 2009Yorum Yapılmadı

Türk Sineması Üzerine Düşünceler yazımda şöyle demişim:

İnatla dram üretiyoruz. Komedi filmlerimizde bile dram var. Sınav gibi bir gençlik komedisi bile cenazeyle bitiyor, Issız Adam’ın ikinci yarısında gereksiz dram sahneleri bizi sıkıyor.”

Bunun sebebi basit; Dram satar. Ancak dramı sattıran nedir sorusunun cevabı daha karışıkmış gibi geliyordu bana uzun zamandır. Ona istinaden konuşalım şimdi.

İlker Canikligil‘in bloguna şöyle bir link atıldı geçenlerde. Çok sevdim ben de paylaşıyorum.

http://sivers.org/drama

Tamamını Türkçe’ye çeviremeyeceğim ama kısaca özet geçeyim.

Yazı Hümanist yazar Kurt Vonnegut‘un ölmeden önceki bir seminerde dramla ilgili dediklerinden bir alıntı.

Sadece grafiklere bakarak bile anlayabilirsiniz sanırım olayı. İlk grafik, üstte hazzın, altta ise ızdırabın olduğu genelleştirilmiş bir hayat grafiği.

2. grafik, bin yıllardır bize anlatılan hikâyelerin genel bir aktarımı, inişli çıkışlı, macera ve aksiyon dolu ve daima iyi bir sonla biten fantezi ürünü müthiş bir hayat. En iyi örnek? Cinderella! Bin yıllardır, on binlerce kez aynı hikâyeyi farklı anlatımlarla dinledik bayıla bayıla. Normali o sandık.

3. grafik biraz daha normal bir hayat süren bir gencin, aniden başına gelen bir felaketten sonra kurtulması ve bu felaketten edindiği tecrübe ile yine normal ama biraz daha mutlu bir hayata geri dönmesi..

Bunları hep gerçek sandık, yıllarca bunları gördük ve bizim hayatımızda da olmasını istedik.

Oysa hayat sadece 4. grafikteki gibi (yine çıbanlar çıkmasın, genelleştirme bu). Hayatımıza macera katacak, tepe veya dip noktalar oluşturacak şeyler hiçbir zaman o hikâyelerdeki gibi olmuyor. O nedenle hayatımıza dram sokuyoruz, takım tutuyoruz, onlar şampiyon olunca hayatımızın en mutlu günü oluyor, âşık oluyoruz ama çok iyi gittiği için dram yaratıyoruz, çünkü düz bir çizgi istemiyoruz, aşk bir sürü engel aşmalı sonuçta değil mi? Her zaman her şey sadece bizim başımıza geliyor, en büyük dert bizde oluyor, olmalı! Yoksa sokaktaki adamdan farkımız ne olurdu ki?

Dram istiyoruz, çünkü drama alıştırıldık. Dram bizi farklı hissettiriyor, gördüğümüz her şey bizim de başımıza gelebilir gibi hissetmemizi sağlıyor. Dram istiyoruz çünkü kendi hayatlarımız çok basit, çok sıradan. Dram istiyoruz ki kendi hayatımızda olmayan heyecanları filmlerde, kitaplarda, müziklerde bulalım, dram istiyoruz ki kendimizden kaçalım.

Dram, biz bizden alan her şeyi sağlayan bir öğe. Bir yerde hayatın ta kendisi, ama bir yerde de hayattan tamamen kopuk.

Türkiye gibi sefalet ve cehaletin “ana akım” olduğu bir ülkede dramdan çok ne satabilir ki? Heyecansız kapalı hayatların bol olduğu bu ülkede… Belki komedi. Türkiye’deki trajikomedi oluyor gerçi ama.. Neyse. O da başka bir yazının konusu olsun.

Öyle bir şeyler işte, ben de anlamadım.

Popülerlik: 5% [?]

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yapın!

Yorum yapın, ya da trackback bırakın. Ayrıca yorumları RSS yoluyla takip edebilirsiniz.

Kibar olun, güzel yazın vs..

Şu tagları kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bu blogda Gravatar kullanabilirsiniz. Gravatar'a üye olun.

/* */