Bilgi Paylaşımı

Bildiğim kadarının anlatabildiğim kadarı bu bölümde. Genel ve Sinema 101 olarak ikiye ayrılmış durumda.

Blog

Konu dışında kalan, normal blog yazıları, güncellemeler, duyurular vs. vs..

Film Yorumları

İzlediğim filmlerle ilgili saçma sapan yorumlar. Bence çok ciddiye almasanız da olur.

Sinema 101

Adı üzerinde Sinema 101. Bilinmesi gerektiğini düşündüğüm en temel konular hakkında bildiğim kadarı.

Ve Diğerleri

Hikâyeler, olaylar vs.ler

Ana Sayfa » Görsel Sanatlar, Sinema Yazıları

Türk Sineması Üzerine Düşünceler 2: Türk Sineması Nasıl Kurtulur?

Yazan Düd, Wednesday, 19 August 20092 Yorum

Önsöz!

Efendim bu yazıya başlamadan önce eğer okumadıysanız Türk Sineması Üzerine Düşünceler yazısını okumanızda fayda var. Okumazsanız da canınız sağolsun. Elbet birileri okumuştur. Bu “kafamdan saniyede ışık hızıyla geçen düşünceleri yazıya dökmeye çalışma” saatimizde, bir önceki yazıda dediklerimize eklemeler yapacağız. Yorumlarınızı da bekliyorum diyeceğim ama gelmiyor.. Yorum yapın birader, elinize mi yapışır?

Evet, ne diyorduk? Hah:

Türk Sineması nasıl kurtulur?

Bir önceki yazıda seyirci sayıları, nitelikli film vs. gibi unsurlardan bahsetmiştim. Tekrarlamaya gerek yok. Başka bir konuya değinmek istiyorum.

Baktığım, gördüğüm, okuduğum, okumadığım tüm sinema yazarları, festival jürileri ve seyircilerin son dönemde patlayan “Türk Minimalist Sineması“‘na hayran olmaları, onu yere göğe sığdıramamaları, hayranlıkla takip etmeleri ve özellikle de Türk Sineması’nın kurtuluşu olarak görmeleri beni çok derin düşüncelere doğru bir yolculuğa çıkarıyor.  Yanlış anlaşılmasın, minimalist sinemaya karşı değilim, takdir ediyor, bazı örneklerini severek izliyorum (NBC sevmiyorum ama evet, gocunmadan bunu söyleyebilirim).

Sorun da tam burada doğuyor. Minimalist sinema, hiçbir ülkede para getiren bir tür değil. En başta doğası buna aykırı. Sinema Endüstrisi ve sektörü güçlü, alt yapısı oturmuş ülkelerin bu alana eğilmesi, sinemayı tam anlamıyla sanat kısvesi içerisine sokması bu nedenle çok olağandır. Ancak ve ancak Türkiye gibi hem kültürel seviyesi var olmayan hem de sinema sektörü barındırmayan bir ülkede minimal sinema ile sektörel bir gelecek oluşturmak ne yazık ki imkânsızdır. Yine doğası gereği minimalist sinema çok dar ve elit bir kesime hitap eder, bu yönüyle anarşist sinefiller tarafından boykot bile edilebilir. Bu da beraberinde döner sermayeye çok az bir para girdisi sağlar. Bize lazım olan ise daha çok para. Daha çok para gelecek ki, filme daha fazla para yatırılsın (diye umuyoruz).

Peki bunun için ne lazım? Önceden de değindiğim gibi, öncelikle halka inmiş, ancak belirli bir kalitenin de altına inmemiş filmler. Örneğin Usta, Devrim Arabaları, Issız Adam’ın ilk yarısı, G.O.R.A, Eşkıya ve birkaç örnek daha. Bunlar belirli niteliklere sahip, teknik açıdan kötü denilemeyecek filmler. Özellikle Usta aralarında yıldız gibi parlıyor. Usta bu senenin filmi ve festival turuna yeni yeni başlıyor. İşte tam bu noktada, tüm korkularım yüzeye çıkıyor. Her ne kadar Siyad’ın yazarlarından aldığı yıldız ortalaması şu an için 2.41/4 olsa da, katılacağı festivallerden ödülsüz dönmesinden korkuyorum. Zira son yıllarda Türkiye’deki tüm önemli film festivalleri minimalist filmler tarafından istila edilmiş durumda. Bunun tabii ki mantıklı sebepleri de var, ancak eğer Usta görmezden gelinirse, Türk Sineması çok şey kaybedecek.

Bize lazım olan ikinci şey ise tür sineması. İnatla dram üretiyoruz. Komedi filmlerimizde bile dram var. Sınav gibi bir gençlik komedisi bile cenazeyle bitiyor, Issız Adam’ın ikinci yarısında gereksiz dram sahneleri bizi sıkıyor.. Tür Sineması üretmeliyiz. Ne mutlu ki Cem Yılmaz, Ezel Akay, Onur Ünlü vs. gibi birkaç isim bunun farkında. Farklı şeyler yapmaya çalışıyorlar (her ne kadar Cem Yılmaz’ın Western çekiyor olmasını kınasam da öte büyük bir merakla bekliyorum Yahşi Batı’yı. Ezel bey sen de çek şu Oktay Anar kitaplarından birini artık, bize nasip olmayacak..). Örneğin Nefes filmini de yaklaşık 2 yıldır bekliyorum. Spielberg’e değil de Kubrick’e özenirlerse çok başarılı bir film olacak. Tek dileğim bu. Çünkü farklı bir soluğa, hatta pek çok soluğa ihtiyacımız var.

Minimalist sinema soluğunu verdi (öldü anlamında değil, Türkiye’de nitelikli film üretilebileceğini gösterdi bize, görevini yerine getirdi). Şimdi sıra popüler sinemada. Her sene nüfusumuzun ancak ve ancak 4te biri kadarı sinemaya gidiyor. Ki şahsen yılda 30 40 filme gidiyorum, ortalama bir seyirci 10 kez gidiyor desek, dünyanın en kaba ve hiçbir şeye dayanmayan genellemesi ile sadece 2 milyon kişi sinemaya gidiyor demektir. Nüfusun 35′de 1′i. Büyük kısmı da tabii ki yabancı filmlere. Bu rakamlarla bir sektör oluşturmak çok zor.

Devamı gelebilir. Bir ihtimal. Yorumlar demek istiyorum, ama korkuyorum. Azıcık kavga edelim şurada..

Popülerlik: 10% [?]

Bunlar da ilginizi çekebilir

2 Yorum »

  • Artun Bötke diyor ki:

    Genel olarak fikirlerine katılıyorum. Ama değinmek istediğim 1-2 nokta var:
    - Türk halkı melodram sever. Bu da Akdeniz ikliminden kaynaklanan bir olgudur. İtalya, İspanya ve Yunanistan da aynı eğilimden müstariptir. Zamanında De Sica bunu gayet iyi açıklamıştı. Bu yüzden Türk filmlerinde (ve tüm dizilerde) dramın boku çıkarılır. Çünkü bu halk ağlamak istiyor ne yazık ki (Bu konuda bir araştırma var mıdır acaba?) Para diyorsan bunu da hesaba katmalısın.
    - 2.si Usta’yı izlemedim ama senin kadar öven de görmedim ve okumadım. Şunu hatırlıyorum ama Yetkin Dikinciler bir röportajda film o kadar iyi değil demişti. Ama bulursam izleyeceğim bu yazıdan sonra (Film galiba Bursa semalarına uğramadı)

  • Düd (author) diyor ki:

    Dram sevdamıza şurada biraz değinmiştim:
    http://www.eylemplani.com/neden-bu-kadar-dram/

    Usta’yı çok iyi olarak öne çıkarmamın sebebi İdeal Popüler Sinema filmi olarak yıldız gibi parlaması ve teknik anlamda Türkiye standartlarının üzerinde olması. Herhangi bir zamandaki herhangi bir Türk filminden kat be kat iyi bir ses kuşağı var örneğin, Türkiye’de henüz daha iyisini görmedim.

    Yoksa tabii ki başyapıt değil, sadece çok güzel bir film, en kötü filmimiz böyle olsa Hollywood falan kalmazdı ortalıkta (abart tabii :) de anladın sen).

Yorum Yapın!

Yorum yapın, ya da trackback bırakın. Ayrıca yorumları RSS yoluyla takip edebilirsiniz.

Kibar olun, güzel yazın vs..

Şu tagları kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bu blogda Gravatar kullanabilirsiniz. Gravatar'a üye olun.

/* */