Sinema Salonlarının Geleceği
Ekonomik krizle beraber birçok sinema salonunun kapandığı haberini okuyunca her zamanki gibi düşünmeye başladım. İlk iş olarak seyirci sayılarına baktım ve tabii ki olay tam burada garipleşti. Görünen o ki seyirci rakamları son 3 yılın zirvesinde. 2009′un 29. haftası itibariyle 20.978.452 kişi sinemaya gitmiş (4 haftada 22.503.488′e çıkmış durumda). Bu rakam sadece 2006′da daha yüksek. Peki n’oluyor o zaman?
Olan aslında alışveriş merkezlerinin artması. Yani Megaplex, Cinebonus gibi şirketlerin artması veya büyümesi. Kapanan salonların çoğu, eski ve köklü sinemalar, diğer bir deyişle yer göstericilere hâlen daha para ödediğimiz sinemalar (ki kendisi varolmayan bir meslektir, hiç sevmem). Emek Sineması’nda film izlemenin keyfi başkadır, hele de Film Ekimi döneminde (ki onda bile aradan sıyrılıp yer göstericiye para vermemiştik, dediğim gibi tiksinirim). Ancak olay şu ki bu salonlar çağa ayak uydurmuyorlar ya da uyduramıyorlar. Yenileme ve hatta temizleme dahi yapmıyorlar. Zaten kötü halleri bir yana, alışveriş merkezi içerisinde olmama gibi bir dezavantajları da var. “Alışverişimi yapmışım, yemeğimi de yemişim, e hadi eve dönmeden bir de film izleyelim ya” gibi bir seyirci kitleleri yok. Dolayısıyla seyirci sayıları düşüyor. Daha başka ve büyük bir sorun ise yeni yeni önlerine çıkacak: Sayısal Gösterim.
Moviemaker Magazine‘in 81. sayısının kapak konusu sinema ve 3. boyut teknolojisi idi. Röportaj yaptıkları büyük isimlerden biri 5 yıl içerisinde tüm filmlerin 3 boyutlu olacağını dahi iddia ediyor. Her ne kadar buna katılmasam da (3. boyutun gereksizliği bir yana, 5 yıl yeterli değil bana göre bu değişim için ama günümüzde hiçbir şey belli olmuyor) iddialar büyük. Özellikle Avatar‘ın gelişi sayısal gösterim olayını bir kez daha ortaya koydu. Türkiye’de sayısal gösterim yapabilen birkaç salon var ve doğru bildiniz, alışveriş merkezleri içerisinde yer alıyorlar. Bunun sebebi ise basit: masraf. Moviemaker Magazine’in yine aynı sayısındaki rakamlara göre sayısal yansıtma sistemi kurulum masrafı 75 bin dolar, 3 boyutlu kurulacaksa 25 bin dolar daha ekleniyor. İthal bir teknoloji olduğunu düşünürsek, Türkiye’de bu masraf 125-175 bin dolar arası olacaktır herhalde (güzel vergilerimiz sağolsun). Küçük, tek veya iki perde oynatan salonların bu masrafın altına girmesi kolay değil. Dolayısıyla şimdi sağ çıksalar bile, ileride tüm sektör sayısal gösterime dönünce işleri zorlaşacak zira film bulmakta da zorlanacaklar.
Yapım şirketlerini sayısal gösterime iten tek bir sebep var: ekonomi. Bugün bir pozitif kopyanın maliyeti bin tlnin üzerinde. Bir Holivud filmi dünyada binlerce salonda gösterime giriyor, bunun sadece kopya masrafını bile düşündüğünüzde elde edilecek kârı görebilirsiniz sanırım. Hele de düşük bütçeli bağımsız bir filmseniz.. Sayısal gösterimde sadece tek bir sayısal çıktı almanız yeterli. Bunu kopyalamanıza dahi gerek yok. Zira şu an üzerinde çalışılan sistem ile salonlar merkeze internet üzerinden bağlanacak ve ana makineden filmi “stream” ederek gösterecekler. Neredeyse hiçbir dağıtım masrafı yok! Siz olsanız siz de yapmaz mıydınız? Hele de filmi sayısal çektiyseniz!
Bu bağlamda önümüzde yıllarda küçük salonların ayakta kalması çok çok daha zor olacakmış gibi duruyor. Bu kesinlikle çok kötü bir durum. Sinemanın sembol olmuş projeksiyon sesi de tarihe karışacak yani yakında. Obtüratörün sesini sadece fotoğraf makinelerinde duyabileceğiz o zaman geldiğinde.Bir gelenek, bir tarih, hatta belki de sinemanın kendisi tarih olacak. Ondan sonrası yeni bir dönem.
Popülerlik: 5% [?]















Yorum Yapın!