Diplomatik Sır 2: 2 Kişinin Bildiği Sır Değildir
Öncelikle önceki bölümlerde yaşananları bilmeyenleri şuraya alalım. Ve işte son bir ayda olanlar:
Öncelikle haber anneme ulaşıyor. Annem doğal olarak inanılmaz sinirleniyor, benden de fazla. Hemen bir dilekçe hazırlayıp Kıbrıs Türkiye Büyükelçiliğine ve Türkiye Bulgaristan Büyükelçiliğine gönderiyor. Türkiye Büyükelçiliğinden alınan haberlere göre bu ilk kez yaşanmıyormuş, daha önce başka insanlara da olmuş, bizim de şansımıza, o hafta bu konuyla ilgili Bulgar elçiliği ile görüşme varmış. Annemden de olayla ilgilii bir şikâyet dilekçesi yazmasını rica ettiler. O dilekçe de görüşme sırasında götürüldü diye biliyorum.
Annem için bu yeterli değildi tabii, kan akmalıydı! Şaka tabii ki, ama bu gerçekten yetmedi. Nasıl bir mantıkla hareket etti bilmiyorum ama Pazar günü Ankara Bulgaristan Büyükelçiliğini arayıp bir sürü küfür ettiğini ve onları dava etmekle tehdit ettiğini söyledi. Birilerini daha bulup AİHM’e gidelim dedi. Anne sakin ol, geçti gitti festival, rahatla bir dedim.. Sakinledi sanırım sonra biraz.
Bu sırada Eylem’in hayatında: ben kendimi çok az okula, biraz film izlemeye, bolca da moral bozmaya adayarak bir haftayı devirdim, Bulgaristan’a giden arkadaşlar döndüler. Ezi şöyle bir şey dedi postasında, aktarmama kızmaz umarım: “Proje genç sinemacılara film yapmayı öğretmekten çok, diyalog geliştirmeye, insanların birbirleriyle kaynaşıp ileride işbirliği yapmalarını sağlamaya yönelik bir projeydi. Bu anlamda ben, Ayşe ve Andaç açısından çok verimli geçti. O yüzden şikayet dilekçeni yazarken “ileride alanında yetkin kişilerle işbirliği yapma fırsatını kaçırdım” cümlesini de ekleyebilirsin. Hatta en önemlisi bu bence. Mesela Ayşe yapmayı düşündüğü filmine yapımcı buldu, Kodak’tan filmini 35 mm çekebilmek için film sözü aldı, Andaç kendisine staj ayarladı, ben de bir sürü future collaboration için birkaç kişiden söz aldım. Böyle bir fırsatı kaçırmış oldun yani, mutlaka ama mutlaka bunu yaz bence.”
Yazıyorum. Yazacaktım.
Ama bugün çok komik şeyler oldu. Anlatalım ve ayrıntıya girelim.
Günlerden bugün, 15.07.09 Çarşamba. Pasaportumu almaya gittim, önceki hafta bir kez daha gitmiştim ancak saat 13de gitmem gerekirken 13:30 diye hatırlayıp 13:40′da gidince, 14de mesaisi biten Bulgar güvenliklerin dahi bulunmadığı Bulgar konsolosluğunda bir başıma kaldım. O sıcakta o kadar yolu boşuna gelmiş olmak can sıkıcıydı. Neyse, bugüne dönelim. Hava kapalı olduğunda ve yağmur bir başlayıp bir durduğundan, serin havada gideyim de beklerken krize girmiyeyim bari diye aniden kalkıp konsolosluk yolunu tuttum. 12:50 civarında mekâna vardım. Vardığım anda yağmur bastırınca sıradakiler hemen kapalı kısma koştu, ben de cingözlük yapıp sırada önlere geçtim (yağmurlukla gitmiştim). Eleştirdiğim insanlar kadar çirkef biriyim yani. Baktım güvenlik kulübesinde vize alamadığım gün sohbet ettiğimiz güvenlik. Hemen tanıdı, biraz muhabbet ettik yine, sonra yemeğe gitti. Neyse, 13:20′ye kadar Bulgar güvenliklerin keyfini bekledik (geçen hafta da bekletselerdi bu kadar alacaktım yani pasaportu). Ben bu arada edindiğim engin tecrübeler neticesinde oradaki insanlara tekrar tekrar prosedürü anlattım. İlk kez gelince insan pek bilemiyor ne yapması gerektiğini. Biz kaşar sayılırız artık.
Büyük an geldi. Pasaportumun numarasının yazılı olduğu kâğıdı güvenliğe verdim, aramaya başladı, önlerde yoktu, ilerledi ilerledi “ulan hâlen mi yok pasaportum” diye geçirdim içten içe. Bu arada bir anda ellerime bakma ihtiyacı hisettim, ciddi anlamda istemsiz bir şekilde 2 elimle de parmaklıkları tutup güvenliğe baktığımı farkettim.. Acınası bir durum. Soununda en arkalarda bir yerde çıktı pasaport. Pasaportumu elime aldım. Normalde vize alamayanlara adam orada “no visa” diyordu. Bana hiçbir şey demedi, orada geçirdiğim günler sonunda tiksinti duygularımı kazanmış olan bu Bulgar güvenliğe teşekkür dahi etmeden ayrıldım, bir daha oraya gitmeyeceğim (umarım) ve çok mutluyum. Durağa gelince pasaportu açtım bakmak için sadece. Bir de ne göreyim! Güzeller güzeli Bulgar insanları bana 22.06.09 – 14.07.09 tarihleri arasında vize vermişler. Festival 21inde başlıyordu ve geç uçakla gitmem mümkün değildi. Yani vize benim hiçbir işime yaramıyordu, ama daha önce ‘Diplomatik Sır’ gerekçesiyle vermeyeceğiz dedikleri vizeyi vermişlerdi. Ezgi Hanım’a “katil olmak istemediğini biliyorum ama bunlar bana vize vermişler” diye mesaj attım. Hâlen cevap alamadım, bir şeyler yapmış olmasından korkuyorum..
Sonra annemi aradım, “anne bunlar bana vize vermişler” dedim. “Ben küfrettim diye vermişlerdir kesin” dedi. “Ne küfrü aney?” dedim, demez olaydım, annem birebir aynı sinirle, bütün telefon konuşmasını anlatmaya başladı, Ankara Büyükelçiliğini aramış (hani o Pazar günü olan görüşme bu) biri çıkmış telefona, oğluma vize vermemişsiniz şöyle böyle demiş. Karşıdaki adam da ben Türkçe bilmiyorum demiş. Tabii Türkiye Büyükelçiliğinde Türkçe bilmeyen bir görevliye denk gelen annem öyle tatlı sinirlenmiş ki.. Kendi ağzından aktardığı şekilde hatırladığım kadarıyla genelleyerek aktarıyorum “Ağzına sıçtıklarım oğluma vize vermediniz, eğitim ve ulaşım hakkını engellediniz. Bu yaptığınız insan haklarına aykırı hayvanlar” repliğini biraz daha değiştirerek söylemiş. Ki annemi tanıyanların şu anda çeneleri masadadır herhalde. Hatta bana bile anlatırken o kadar sinirlendi ki “bu çok sıçırık bir durum” dedi. Bok bile dememiştir annem ömründe bana karşı. Çok güldüm. Konuyu dağıttık yine, efendim annem böyle deyince, karşıdaki adam bir anda bülbül gibi Türkçe konuşur olmuş (?). Ben yetkili değilim elimden bir şey gelmez demiş, annem de (sinirlendi mi böyle olur) “o yetkiliyi bulup bu dediklerimi kelimesi kelimesine söylemezsen yarın sizi AİHM’e götüreceğim” demiş.
2 gün önce diplomatik sır sebebiyle bana vize vermeyen Bulgarlar, ertesi gün bana vize verdiler. Yakın arkadaşlarıma derim, annemi hepiniz melek bilirsiniz ama dellendi mi çenesi çekilmez diye, Bulgarlar bile çekememiş yani, o derece.
Yine fazla uzattık. Olay kısaca böyle. Artık cuma günü gerçekleşen (önceki yazıda bahsi geçen) telefonlaşmalardan mı yoksa annemin pazar günki atraksiyonlarından mı bilemiyorum ama Bulgarlar bana vize vererek olayı örtbas etmeye çalıştılar sanırım zira konsolosluklardan da annem “işgal altında” lafını duyduğunu söylüyor. Sinirinden tam ne dediğini anlayamadım.
Ve artık vize almış olmama rağmen Bulgaristan’a gidememiş oluyorum. Yine bir şey değişmedi ama eğlendik, n’apalım..
Ekleme: Az önce vizeyi incelerken vize üzerindeki pasaport numarasını yanlış yazdıklarını farkettim 967 yerine 697 yazmışlar. Gidip orada gümrükte mülteci durumuna düşmemi istediler herhalde.. Demek ki zamanında alsam bile giremeyebilirdim :).
Popülerlik: 5% [?]

Ulan ne memleketmiş be. Sınırlar kalksın diye bi yerimizi yırtıyoruz adamların yaptıklarına bak :) Anneler hallediyor ama gördüğün gibi. Terlik oklava full donanım cıngar çıkarırlar :)
Offf… Son ana kadar süper gerildim. Gerçek olmasaydı "adam ne hikaye yazmış be!" bile diyebilirdim. Geçmiş olsun.
Süheyla Caner rullez!
yazıyı bi solukta okudum.serüven gibi valla.almanya ya da amerika için uğraşsan bi derece.O ülkelerle ilgili seninkine benzer şeyler duymuştum.Ulan kıçı kırık bi ülkenin yaptıklarına bak.Neyse engin tecrübelerinden istifade ettik.Eline sağlık..
Yorum Yapın!
Sinema 101 »
Bilgi Paylaşımları PDF ve Özeleştiri
Paylaşıma Ara‘da yem atmıştım ama yutan olmadı, ben de kendim yapayım n’apalım dedim. Bilgi Paylaşımı bölümünde yer alan bugüne kadar yazdığım neredeyse tüm yazıları tek bir PDF dosyası halinde derledim ve bugün sizlerle paylaşacağım, ne …
Eylem Planı’na Hoşgeldiniz!

Burası benim evimmiş meğersem diyenlerin mekânı, Heri'nin Seli'yle tanıştığı, Titanic'in battığı, Deliliğin Dağı Eylem Planı'na hoşgeldiniz.Son Yorumlar
Arşiv
Posta Servisi
Sevdiklerim
Bölümler
En Ünlü Yazılar
Geçidi Resim
Haftalık
Etiket Bulutu