Bilgi Paylaşımı

Bildiğim kadarının anlatabildiğim kadarı bu bölümde. Genel ve Sinema 101 olarak ikiye ayrılmış durumda.

Blog

Konu dışında kalan, normal blog yazıları, güncellemeler, duyurular vs. vs..

Film Yorumları

İzlediğim filmlerle ilgili saçma sapan yorumlar. Bence çok ciddiye almasanız da olur.

Sinema 101

Adı üzerinde Sinema 101. Bilinmesi gerektiğini düşündüğüm en temel konular hakkında bildiğim kadarı.

Ve Diğerleri

Hikâyeler, olaylar vs.ler

Ana Sayfa » Görsel Sanatlar, Sinema Yazıları

Türk Sineması Üzerine Düşünceler

Yazan Düd, Sunday, 31 May 20096 Yorum

Aşağıda yazan her şeye tamamen katılıyorum, ya da fikirlerim kesin olarak bunlardır gibi iddialarım yok. Bu sadece aklıma yeni gelen bir fikir ve biraz düşününce mantıklı da geliyor. Bakalım sizin fikirleriniz ne yönde.

İsteyen istediğini desin, dilediği kadar çırpınsın. Sinemanın geleceği tamamen seyirci sayısına bağlıdır. Hiçbir sanatsal tatmin, fikir dışavurumu vs. seyirci olmadan gerçekleşemez. Seyirci sayısından tek kasıt sinemada kesilen bilet değil tabii ki. DVD satışları, pazarlama ürünleri, televizyon satışları, festivallerden gelen para ödülleri.. Bunların tamamı seyirci sayısıyla birebir orantılıdır. Seyirci olmadan hiçbiri varolamaz. O nedenle şunu demek sanırım hiç yanlış olmaz; bir ülkenin sinema sektörünün büyüklüğü tamamen o ülkede sinemaya giden/ilgi duyan insan sayısına, yani seyirci sayısına bağlıdır (Amerika bunun dışında, en azından büyük filmlerde). Ne kadar çok insanınız sinemaya giderse, o kadar büyük bir döner sermaye var demektir.

Bu öyle buzdağının su altındaki kısmında gizlenen bir şey değil tabii. Olay şu ki son yıllarda özellike Türkiye’de bir “sanat filmi” kargaşasıdır aldı başını gidiyor. Bu filmlere yeterli ilginin gösterilmediğinde şikayet ediliyor. İşte aklıma gelen bu meşhur yeni fikirler de tam bu noktada devreye giriyor. Açalım.

Öncelikle Türk toplumunun eğitim seviyesi ortada. Kültür seviyesi de aynı şekilde ortada. Aslında bu bahsi geçen sanat filmleri, ele aldıkları bireylerin aksine, halkın çok elit bir kesimine hitap ediyorlar. Sanat filmleri, gerek metin açısından gerekse göstergebilim açısından aşırı yoğun filmlerdir. Belki de gereğinden fazla. Yani bu filmleri çözmek, çaba gerektirir. O nedenle elit bir kesime hitap ederler. İşte işler burada sarpasarıyor. Anadolu halkını “elit” olmamakla suçlamayacağım. Bu sinemacıları, ele aldıkları insanları elit kesime sattıkları için suçlayabiliriz ama tabii. Gerçekten Fazlası Değil adlı kısa filmde de dendiğin gibi, varoşu aşağılamadan varoştan çıkamazsınız. İşte bu noktada bu filmleri çeken insanları ve bu filmleri beğenen seyirci ve eleştirmenleri, halkın bu tarz filmlere ilgi göstermediği için suçlamasını anlamsız buluyorum.

Devamlı suretle çok fazla film çekildiğini, ancak yeteri kadar nitelikli filmin çekilmediğini söyleyip duruyor herkes. Ben de oturdum düşünüdüm, acaba asıl sorun bu mu? Sinemaya gitmeye alışık olmayan, kendi sineması, sinema kültürü ve sinema sektörü olmayan bir ülkenin insanını sinemaya gitmemekle suçlamak mantıklı mıdır?

Sayılara bir bakalım.

istatisk

(2009 verileri Haziran ayına kadardır)

2005 yılından beri Yabancı filmlerin izlenme sayıları genel olarak aynı civarda seyrediyor (2007′de PotC, Transformers, Hayri Pıtır, Örümcek Adam 3 gibi gişe filmleri sayıyı biraz uçurmuş tabii). Hatta son 4 yılın en fazla seyircisini toplayan 2008 yılında yabancı filmlerin izlenme sayısı en düşükte. Demek ki belirli bir çekirdek kitle dışında sinema seyircimizde kayda değer ve devamlı bir seyir izleyecek bir artış söz konusu değil. Yani salonlara yeni devamlı seyirci kazandırılmıyor. Vizyona giren Türk filmlerine göre seyirci sayısı belirleniyor.
2006′da Kurtlar Vadisi: Irak ve Hababm Sınıfı 2 gibi iki rezalet film 6 milyondan fazla seyirciyi kabul ederken 1 milyon barajını 6 film geçebiliyor. Bu da onu 2008′den sonra en çok gişe yapan yıl yapıyor. Bu altı filmin dördü yerli. 2007 yılında  bir milyon barajını 4 Türk filmi aşabiliyor. Beyaz Melek ve Kabadayı 3 milyondan fazla seyirci çekmiş olmasına rağmen, üstelik de yabancı filmler 4 yılın en yükseğindeyken, 2007de seyirci sayısı düşüyor. Üstelik de vizyona giren yerli filmlerin sayısı da artmış. Bunun sebebi gişe yapacak yeteri sayıda Türk Filminin çıkmamış olması tabii ki.
2008 yılı önemli bir yıl. Yüzeysel bir bakışta seyirci sayısı 7 milyon artmış, Türk filmlerini 10 milyon daha fazla kişi izlemiş gibi bir grafik var. Ancak senenin hit Türk filmlerine ve rakamlarına bakalım: Recep İvedik: 4.301.641, A.R.O.G: 3.457.966, Muro: 2.165.199, Issız Adam: 2.012.780 ve 1 milyonun üzerinde seyirci çeken 3 Türk filmi daha. Yukarıda adı geçen 4 film toplamda 11.937.586 seyirciyi salonlara çekmiş. Sadece bu 4 film, 2008 yılı Türk filmi seyircisi kadar seyirciyi salonlara çekmiş. Bu filmlerden kazanılan paralarla alınan yat ve villaların dışında pek çok film de çekildi ve vizyon yüzü gördü ya da görecek (sadece Recep’ten kazanılan parayla 3 film vizyona girdi bile).
Recep İvedik ve Muro gibi filmler her ne kadar son derece niteliksiz ve içleri bomboş filmler olsalar da, bu filmlerden kazanılan paranın tekrar sektöre yatırılması ve daha fazla filmin üretilmesi esas yapılması gerekendir. Böyle yapıldı demiyorum, yapılması gereken budur diyorum. Ancak bu yapılırken, insan filmlerin niteliğinin en azından Issız Adam’ın ilk yarısı kadar olmasını istiyor.
İçleri dopdolu inanılmaz anlam ve mesajlarla dolu filmler yapılsın demiyorum. Bunlar da elbette olacak. Ancak seyircinin ayağını alıştırmak için hafif filmlerle başlamak gerekli. Örneğin benim izlemekten en çok keyif aldığım film türü Amerikan Romantik-Komedileridir. Hakikaten bayılırım. Topluma bu yolla önce sinema sevdirilmeli, toplum zaten izlediği film sayısını arttırdıkça, nitelikli film arzuları da artacak, bu da beraberinde bu tarz filmlerde bir artış getirecektir. Tabii ki çerez filmlere olan talep hiçbir zaman azalmayacaktır. Ancak burada önemli olan, sinemaya devamlı gidecek çekirdek bir kitle oluşturmaktır. Bu kitle zamanla zaten kendini geliştirecektir.

Yani özetle belki de olması gereken tam tersidir, daha fazla niteliksiz film ile seyirci sayısını arttırarak döner sermayi büyütmek, daha fazla seyirci yaratmak, yani pazarı büyütmek ve bu yolla nitelikli seyirci yetiştirip nitelikli film sayısını arttırmak.

Evet, siz ne diyorsunuz? Yorumlarınızı alalım. Çok mu iyimser?
Gişe verileri http://www.boxofficeturkiye.com sitesinden alınmıştır.

Popülerlik: 31% [?]

Bunlar da ilginizi çekebilir

6 Yorum »

  • karanlikfilmler diyor ki:

    Çıta' yı bir yere koymak lazım, dediğine katılmak güç açıkçası,niceliğin nitelik kazanabileceğini düşünmüyorum,eğer öyle olsa idi bu kadar seyircisi olan futbolla çok daha ilerlerde olmamız lazım ki, bu ülkenin nereden baksan %40'ı futbol fanatiği. Benim düşüncem sinemada toplumla birlikte gelişecek olan bir sanattır. Yoksa dizilerde olduğu gibi seyircimiz bunu kaldıramıyor demek kolaycılığa kaçmaktır. Kitaplar gibi olması lazım sinemanın izleyini geliştirebilecek her filmden yeni bir bilgiler, yeni bakış açıları empatiyi öğretebilecek filmler çekilmesi lazımki bu coğrafyada seyirciside gelişsin, yazarı da ve yöneteni de gelişsin.

    Ahpab cavuş ilişkileri ile yürüyen bir sektör ve amatör sanat ukalalığı ile bu işler çok zor.

  • Eylem Caner diyor ki:

    Bu tabii ki fazlasıyla iyimser ve genelleştirilmiş bir düşünce. Dediklerine katılmamak elde değil. Burada iş tamamen yapımcılara düşüyor.

    Madem futboldan girdik, örneğin Sivasspor bu sene şampiyon olabilseydi, Anadolu takımlarına yatırım çok daha fazla olacaktı, hızla futbola daha fazla para akıtılmaya başlanacaktı ve düzgün bir yönetim ile lig kalitesi artmaya başlayacaktı. Ama buradaki düzgün yönetim kısmı çok önemli.

    Halk kendisine sunulanı kabul eder genelde bizde. Yukarıda bahsettiğim süreç 3 4 yıllık bir süreç değil, onlarca yıla yayılması gereken bir süreç. Yapımcılar nitelik artışını bir filmde değil filmlere yayarak yapmak zorunda. Bu ille seyirci talebiyle olacak diye bir şey de yok. On yıl boyunca filmlerin giderek kalite kazandığı alternatif bir evrende 10 yıl sonra halka Recep İvedik izletirseniz o film batar.

    Ama tabii bu kişisel gelirden çok ülkesini düşünmeyi gerektirir ki olay burada yan yatıyor zaten.

    Tabii dediğim gibi bunlar sadece çok iyimser teoriler. Olacak olan değil olması gereken.. Judd Apatow ve dadaşlarının Amerika’ya yaptıklarını iyi incelemek lazım. Çok iyi bir örnekler yukarıda yazdıklarıma.

  • anıl diyor ki:

    aslına bakarsan yazdığın senaryo iyimser değil reel bir senaryo. yani çerez filmlerim ilerideki daha nitelikli filmlere yatırım olarak kullanılması ve bu yolla da aslında bir seyirci kitlesi oluşturulması, oluşan bu kitlenin yine bahsi geçen nitelikli yapımcılar tarafında gün be gün daha özgün ve kaliteli yapımlara dönüştürülerek oluşturulan potansiyelinde tabiri cayizse daha üst seviyede bir beğeniye kavuşması sağlanabilir.
    bu durumu aslında senin yazdığın yazıdaki söz güzel ifade ediyor. senin amerikan romntik komedilerinde hoşlanırken bir çok insanın muro vb. filmden zevk alması ve onu tercih etmesi onun kültür ve hatta eğitimi ile alakalıdır. çünkü yurdum insanı kendi kültürünün dışına çıkamayıp kabuğunda kaldığı zaman amerikan kültürü yada fransız kültürü yada kore kültürü hakkında bir fikir sahibi olmadan ne bir "boş ev" den zevk alabilir ne de "amarcord" dan. ama bunun öğretisi zor olmasa gerek
    dolayısı ile ben senaryonda haklı olduğunu düşünüyorum öyle çok iyimser değil olması gereken şey olarak düşüyorum.

  • Eylem Caner diyor ki:

    Evet, ama işte sorun şu ki bu inanılmaz bir örgütlenme ve planlama istiyor. Bunun yapılabileceğine olan inancım da sıfırın dahi altında olduğundan olay tamamen iyimser bir genelleştirmeye dönüşüyor.

  • Tuba diyor ki:

    ”Yani özetle belki de olması gereken tam tersidir, daha fazla niteliksiz film ile seyirci sayısını arttırarak döner sermayi büyütmek, daha fazla seyirci yaratmak, yani pazarı büyütmek ve bu yolla nitelikli seyirci yetiştirip nitelikli film sayısını arttırmak.”

    Enteresan bir bakış açısı hiç böyle düşünmemiştim ama dikkatli okunduğunda hiç de yabana atılacak bir görüş gibi durmuyor.

  • Düd (author) diyor ki:

    Yani böyle yazıda okuyunca çok da mantıksız değil gibi geliyor insana ama sanki uygulaması imkânsız gibi.. Bol bol tartışılmalı da Türkiye’de kim nerede sinema tartışmış..

Yorum Yapın!

Yorum yapın, ya da trackback bırakın. Ayrıca yorumları RSS yoluyla takip edebilirsiniz.

Kibar olun, güzel yazın vs..

Şu tagları kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Bu blogda Gravatar kullanabilirsiniz. Gravatar'a üye olun.

/* */